28 Ocak 2018 Pazar

#okuduklarım34: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu/Stefan Zweig

   Zweig bu kitabında bir kadının ağzından yazdığı mektubu konu alıyor. Mektubun olduğu zarfta ne bir gönderici adı, ne de bir adres var. Kitabın beni şaşırtan tarafı; içeriğinden çok Stefan Zweig'in bir kadının hislerini, düşüncelerini bu kadar iyi ifade edebilmesi oldu. Bir erkek tarafından bir kadının hissiyatını anlamak ve bunu dile getirmek iyi bir yeteneği gerektirir, bu yeteneği de Zweig'de fazlasıyla görüyoruz.
   Okunulan sıradan bir mektuptan çok daha fazlası; bir kadının tek taraf olarak yaşadığı aşk ve teslimiyetiydi. Bunun tek taraflı olması belki önceleri sebepsizdi ama sonra kendince bir sebebe bağlandı. Bu ''sebep'' ten önce, karşı tarafın her şeyden haberi olmalıydı belki de. 

   Mektubun girişi ''Sana, beni asla tanımamış olan sana,'' şeklinde. Oysa yaşamlarının birkaç noktasında karşılaşmış olmalarını rağmen tanımıyor karşı taraf onu ve yüreğinde yaşıyor bilinmeyen kadın aşkını.
   Okurken ben gerçek mi hayal ürünü mü diye çok çelişkiye düştüm. Birine bu denli sevgi beslemişken onu bundan haberdar etmiş olsaydın da bunca zorluğa, acıya katlanmak zorunda olmasaydın keşke bilinmeyen kadın, dedim içimden. Kendince sebepleri vardı tabii onu da anlamaya çalıştım. 


   Kitap 62 sayfasıyla oldukça ince, kendini okutan ve hemen biten bir kitap. Duygu yönünden zengin olduğundan kitaptaki o hissiyatı yakalamak önemli. Herkeste aynı tadı bırakacağını sanmıyorum ama zaten ince bir kitap olduğundan herkesin bir şans verebileceğinden yanayım. 
   
   Kitap hakkında çoğu yorum çok çok sevildiği, ayılıp bayılınan bir kitap olduğu yönünde. Bunları çok söyleyemesem de genel anlamda sevdim diyebilirim. Bunun nedenin de Stefan Zweig'in insan psikolojisi ile ilgili olarak yaptığı tahlil olduğunu söyleyebilirim.
  Klasik kitap okumalarımın ilki bu kitaptı. Benim kitap hakkındaki düşüncelerim böyleydi.
   Keyfiniz bol olsun.