şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Kasım 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #17: Kahraman Tazeoğlu

Ay’a ilk ayak basıldığı yılın 10 Ağustos’unda doğdu. İstanbul’un çileli ve kesmekeşli ortamında, o şehirde bir ömür harcayacağını bilmeden hep “düşünen” bir çocuk olarak büyüdü. Cevizli semtinde, bir dere kenarında oynarken, mahallenin delisi kovalayınca “korkuyla” tanıştı.

Ailesi İstanbul’un mutena semtlerinden Fenerbahçe’ye taşınınca daha az korkmaya ve Fenerbahçeli olmaya basladı. 6 yasinda ilk kez bir maça gitti ve en sevdigi Fenerbahçe şapkasını çaldırdı. (Bugün bile o şapka için üzülür). 7 kardeşin 2 numaralı olanıydı ve ilerde bir mahalle takımında 2 numaralı formayı giyerek maçlara çıkacağını bilmiyordu.

Ablası okula başlayınca çok kıskandı ve saçını çekti. Bir yıl sonra ise okulunun ilk gününde annesi onu sınıfına sokmayı zor başardı... O gün çok ağlamıştı.
Arkadaşları teneffüslerde çesitli oyunlar oynarken, o hep “düşünüyordu”...

İlkokul bittiğinde bir korku filmi senaryosu yazdığını iddia ederek arkadaşlarına kendini güldürdü. Daha sonra sinema ile sadece “seyirci” olarak ilgilendi. O hep bir sinema tutkunu olarak yaşayacaktı; çünkü siirle daha tanışmamıştı.

12 Eylül ihtilalinde ortaokula başlayacaktı ve tek başına belediye otobüsüne binmeyi öğrenecekti. Daha sonra yağ, tüp, şeker ve gaz kuyruklarında beklemeyi ve soğuklarda üşürken ağlamamayı...

Mahallede her kırılan camdan Tazeoğlu kardeşler sorumlu tutulmaya başlanınca, baba Hayati Tazeoğlu ani bir göç harekatıyla tüm aileyi yeniden Cevizli’ye taşıma kararı aldı. Buna en içerleyense küçük Kahraman oldu. Geride bıraktığı mahalle arkadaşlarını bir gün yeniden görebilmek ümidiyle yanıp tutuşurken birden ilk defa yaşayacağı bir duyguyla karşılaştı. Karşı komsunun kızına aşık olmuştu. Mutluluğu, acıyı, hüznü ve ağlamayı yeniden keşfetti. Bütün bunların toplamının ona şiiri öğreteceğini bilmiyordu. Ablasının yazdığı şiirlerle dalga geçerken hatta “şiir de neymiş; saçmalık” diye iddia ederken gece gündüz şiir yazmaya başladı. Sonunda o terk edildi ama şiir onu terk etmedi. Yine aşık oldu, yine terk edildi, yine şiirler yazdı.

Matematiği gereksiz bir ders olarak gördüğü için, hocaları da onu gereksiz bir öğrenci olarak gördü. Uzun bir süre ara vereceği eğitimini daha sonra bin pişman olarak devam ettirecekti. Bu arada ailesi “eti senin kemiği benim” diyerek onu bir kuaföre çırak olarak verdi. 10 yıl sürecek bu macera özel radyoların açılmasiyla sona erecekti.

Bir yaz gecesi arkadaşının evinde balkon sohbeti yaparken arkadaşının annesi uykusundan uyandı ve “oğlum kapatın şu radyoyu da yatın artık” dedi. Halbuki radyo kapalıydı ve konuşan 19 yaşındaki genç Kahraman’dı...

Çocukluğundan beri özendigi spikerlik hayali daha da derinleserek artmaya baslamisti. Annesi bebekliğinde çok ağladığı zamanlarda onu radyonun yanına yatırır ve susmasını sağlardı. Çok çocuğa bakmakla yükümlü olan bir annenin bulduğu bu çözüm ilerde küçük Kahraman’ı radyocu yapacaktı.

Derken; günlerden bir gün, Türkiye’de ilk özel radyolar açılmaya başladı ve mesleğinde çok önemli bir yere gelmiş olan genç Kahraman, bu işe sevdalandı. Artık o radyocu olabilmek için yıllarını verdiği mesleğini bırakabilirdi. Sıkı bir radyo takipçisi olan genç Kahraman, “Gecenin Serserisi”ni dinleyerek hatta yayın yaptığı radyoya kadar gidip kendisiyle tanışarak hayatında ilk kez bir radyo stüdyosu gördü. Bununla da kalmayıp Orhan Çetin tarafindan programa konuk edildi, şiirler okudu. Gelen olumlu tepkiler kendisini yüreklendirdi ve o gün radyocu olmaya karar verdi. Mesleğini zirvedeyken bırakarak, yayın hayatına yeni “merhaba” diyen Kadıköy FM’de yayına başladı. Sonraki rüzgarlar onu baska radyolara sürükledi ve son durağı en sevdiği ve mutlu olduğu Radyo 7 oldu.

Şimdi Mavi Ada diye bir yerden şiirler seslendirerek gece bunalım oranını yükseltme çalışmalarını sürdürüyor. Kahraman Tazeoğlu’nun “Seni İçimden Terk Ediyorum” “Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi” adli iki şiir kitabı var. Bu kitaplara bir de “Araz” adlı bir romanını ekledi. “Mavi Ada Mektupları” ve “Tutsak Mektuplar” adli iki derlemesini de listeye ekleyerek 5 kitaba ulaştığını söylersek geriye sadece asağıdaki notu düşmek kalır...

Not: Ablası artık şiir yazmıyor.

Kahraman Tazeoğlu'nun hayatı çok farklı bir şekilde anlatılmış. Fakat kim anlatmış bilemiyorum. Sizinle de paylaşmak istedim... Okumadan geçmeyin! :)

ESERLERİ:

  • Yaralı
  • Bukre
  • Bambaşka
  • Araz
  • Kıyısızlar
  • Söz
  • Kayıp Yüzyılın Prensesi
  • Kayıp Yüzyılın Prensesi Oylum
  • Ölü Bir Kentin Morg Alfabesi
  • Susacak Var
  • Mavi Ev
  • Seni İçinden Terk Ediyorum
  • Eyvallah


BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Kahraman Tazeoğlu hiç okumadım nedense. Fakat sözlerini beğeniyorum. Kitaplarını okuyanların bazıları, fazla aşk içerdiğini söylüyor. Bende pek okumak taraftarı olamıyorum bu nedenle. Kahraman Tazeoğlu'nu çok sevenlerde var. Sizce okusam mı? :)

Keyifli pazarlar diliyorum.
Sevgiler!

12 Ekim 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #14: Cemal Süreya


      Asıl adı Cemalettin Seber olan Cemal Süreya, 1931 yılında Erzincan'da doğdu. Babası Hüseyin Seber, annesi ise Gülbeyaz Seber'dir. 6 yaşında ailesiyle beraber Erzincan'dan ayrılarak Bilecik'e yerleşti. İlkokula, Bilecik'te başladı ve İstanbul'da devam etti.
Lise öğrenimini Haydarpaşa Lisesi'nde yaptı. Yükseköğrenimini ise Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde tamamladı.

      Üniversiteden mezun olduktan sonra Maliye Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, Orta Doğu İktisat Bankası ve Türk Dil Kurumu'nda çalıştı.

      Annesini küçük yaşta kaybeden Cemal Süreya, edebiyata yönelişi ile ilgili şunları söyler: "Belki beni edebiyata götüren bir sürü neden vardır. Ama bir keskin neden ararsam bunu annemde bulduğumu söyleyebilirim."

     

     Cemal Süreya'nın okuma tutkusu çocukluğunda başlamıştı. O günleri şöyle anlatıyor: "Bizim çocukluğumuzda her kitabı bulamazdık. Bunun için elime ne geldiyse okudum. Hatta sokakta kese kağıdı ve gazete bulurduk, içinde roman varsa okurduk."

     Dostoyevski'nin yazarlık kariyerinde önemli bir etkisi oldu: "Benim edebiyatla ilgili olarak ikinci bir doğum tarihim var: 1943. Dostoveyski'yi okudum ve ondan sonra hiç huzur kalmadı bende."

Cemal Süreya, şiir ve yazılarını çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayınladı. 1990 yılında vefat etti.



ESERLERİ:

Şiir: Üvercinka, Göçebe, Beni Öp Sonra Doğur Beni, Güz Bitiği, Sıcak Nal, Sevda Sözleri
Mektup: Onüç Günün Mektupları, Çocuk Kitabı, Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi
Deneme/Eleştiri: Şapkam Dolu Çiçekle, Günübirlik, 99 Yüz, Uzat Saçlarını Frigya, Papirüsten Başyazılar






6 Temmuz 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #1: Sabahattin Ali

     
     Sabahattin Ali,  25 Şubat 1907'de Gümülcine'de doğar. İlk şiirleri Balıkesir'de çıkan Çağlayan Dergisinde yayınlanır. Yedi Meşale, Resimli Ay ve Varlık Dergilerinde çıkan şiirleri, öyküleri ve yazılarıyla tanınır.

    Eserlerinde Anadolu insanının sorunlarını, ezilen, sömürülen insanların acılarını ele alır. Aydınların, kentlilerin Anadolu insanına bakışını eleştirir.
Yapıtlarında; Anadolu, köy, kasaba hayatından aldığı acıklı konuları gerçekçi bir anlayışla işlemiştir.

    Köy ve kasaba perspektifinde Anadolu insanını, bu insanların düşünüş ve yaşayış tarzlarını anlattığı ''Kuyucaklı Yusuf'' romanı, gerçekçi Türk romanının en özgün örneklerinden biridir.
    Halk şiirinden esinlenerek yazılmış şiirlerini içeren ''Dağlar ve Rüzgar'' adlı kitabı yazın çevrelerinde büyük ilgi uyandırmış ve bazı şiirleri bestelenmiştir. Leylim Ley ve Aldırma Gönül adlı şiirleri bunlardan en bilinenleridir.

    Eserleriyle edebiyatımızın mihenk taşlarından olan Sabahattin Ali, siyasi düşüncelerinden ötürü ceza evlerinde kalır. Sabahattin Ali 1948'de henüz 41 yaşındayken trajik bir ölümle hayattan ayrılmıştır.

ESERLERİ

Şiir: Dağlar ve Rüzgar, Kurbağanın Serenadı ve Öteki Şiirlerle birlikte
Öykü: Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk, Kamyon, Bir Orman Hikayesi, Bütün Öyküleri, Hanende Melek
Roman: Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna
Oyun: Zanaatkarlar

Alıntıdır.

Alıntıdır.

29 Mayıs 2014 Perşembe

#okuduklarım2: Ada Şiirleri/Melisa Gürpınar

     Melisa Gürpınar'ın şiirlerinde, yaşanan mekandan özlenen bir düşe,yaşamı kuşatan bir darlığa, ya da üretimi kamçılayan yalıtılmış bir alana, yalnızlığın anlatımında bile yetersiz kalan bir sözcüğe dönüşen bir kavram oluyor, ''Ada''.
     Elli üç şiir boyunca geçmişle bugün arasında gidip gelen, ''gümüş saplı bir aynada''kendisiyle yüzleşen şair, inceliklerle, imgelerle dokunmuş bir dille denizi, güneşi, kuşları, çiçekleri, hüzünlü gün batımlarını, şarap ve zeytinyağı kokularını, eski aşkları, özlemleri anlatıyor.
    Bana diyecek söz bırakmayan arka kapak yazısından...


     Melisa Gürpınar, ''Ada'' sözcüğünde birçok duyguyu bir araya toplamış ve şiirleri okurken sizi kendi dünyasına hapsediyor. Şiirleri okumaya başladığınızda zamanın nasıl akıp gittiğini farkedemiyorsunuz bile ya da  sayfaların ne kadar hızlı tükendiğini.
Öncelikle kitabın ilk sayfasında şöyle sesleniyor Melisa Gürpınar:
     '' Ey okur,
        ne olur aramızda kalsın
        anlattıklarım.
        Ve dostumsan benim
        kitabımın kapısını
        içerden çal ki,
        anlaşılmasın kağıttan bir kayıkla
        her gün biraz daha
        karalardan uzaklaştığım. ''
   Melisa Gürpınar'ın anlattıkları hep bende saklı kalacak ve hep onun dostu kalacağım. Umarım sizlerde bu kitabı okuduğunuzda dost kalabilme fırsatını kaçırmazsınız. Şimdi sizleri kitapta sevdiğim ve beğendiğim bazı satırlarla baş başa bırakıyorum. Sevgiyle ve dostlukla kalın....

 Sayfa 37:
'' Ilık geçen kışlar gibiydi
   aşkın mevsimi,
   ne başlar
   ne de biterdi istendiğinde. ''

 Sayfa 52:
'' Eğer gül isen
  yediveren ol çocuğum
  derdi ninem.
  Bir kar tanesiyle
  göz göze geldiğinde
  diren,
  mayıs güneşi değildir çünkü
  her mevsim tenine değen
  ve hemen bükme çıplak boynunu,
  can evini üşüten
  bir sözcük bile duysan
  sevdiklerinden. ''