klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
klasikler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2018 Çarşamba

#okuduklarım39: Demir Ökçe/Jack London

Demir Ökçe
Kitabın adını da aldığı ''Demir Ökçe'' oligarşi kelimesini temsil ediyor. Oligarşi: siyasi gücün, birkaç kişinin bir grubun ya da bir sınıfın elinde bulunduğu yönetimdir. Olumsuz bir anlam taşımakta olup, sosyal ve siyasi hakların sınırlandırıldığı, kamu gücünün belli bir azınlık lehine adaletsizce kullanıldığı idarelerdir.

Aynı zamanda eser distopya olarak geçmekte. Distopyanın anlamına bakacak olursak; ütopyanın zıttı olarak düşünülebilir. Ütopya iyi bir dünyadan söz ederken, distopya kötü bir dünyadan söz eder. Her şeyin kötüye gittiği, insanların hak etmediği muamelelere maruz kalarak yaşadığı, karamsarlık üzerine kurgulanan yapıyı anlatır. İnsanlar bu durumun farkında değildirler ya da farkında olup bir şeyler yapmaya çalışsalar da sistem tarafından etkisiz hale getirilirler.

2 Mart 2018 Cuma

#okuduklarım38: Genç Werther'in Acıları/Goethe

Genç Werther'in Acıları
'Ne kadar doğru ifade etmiş, bak şuradaki bakış açısı oldukça farklı' diye diye okurken kitabın yarısı kadarının altını çizdim sanırım. Zaten dört-beş saat içerisinde de bitirdim. İnce olduğu gibi sizi içine alan ve hemen okuyup bitireyim diyebileceğiniz bir kitap. Ayrıca hemen okuyup bitirince de bir köşe fırlatıp atacabileceğiniz türden değil; dönüp dönüp bakacak, altını çizdiğiniz cümlelerin arasında yeniden kendinizi bulabileceksiniz.

İlk kez Goethe'ye ait bir kitap okudum aynı zamanda yazarın ilk romanı. Kitabı okurken konu olarak az çok Bilinmeyen Bir Kadının Mektupları'na benzettim. Ben, Bilinmeyen Bir Kadının Mektupları kitabını pek iyi bulmamıştım ama Genç Werther'in Acıları kitabı, diğerinin aksine oldukça iyiydi. Karakter olarak Werther'i düşünceleri bakımından büyüleyici buldum. Naifliği, insanlara ya da doğaya yaklaşımı, melankolik tavrı beni etkiledi. Yani karakteri severek okudum. Kendimle ilgili şöyle bir şeyinde farkına varmış oluyorum ki; kitaplarda erkek karakterlerle daha iyi anlaşabiliyorum. Tabii bunu genellememek lazım, yazarın ifade gücüne göre ve karakterin tavrına göre de değişebiliyor. 

1 Şubat 2018 Perşembe

#okuduklarım35: Germinal/Emile Zola

Germinal gerek kitap konusu ve akıcılığı gerekse merak uyandırması anlamında benim için çok iyi bir kitaptı. Hele ki baş karakter Etienne kendimden bir şeyler bulunduğum ve sevdiğim bir karakter oldu aynı zamanda unutamayacağım bir karakter olacak. İstediğinde yapamayacağı şey yok Etienne'in ancak bilgisizliği bunun önüne geçiyor. Bu yüzden kitaplara başvuruyor, araştırıyor, öğreniyor ve bunu deneyimlemeye çalışıyor. Tüm çabası ve gayreti zor koşullar altında çalışan emekçilerin refahı ve mutluluğu içindi. Kendisi adına ve emekçiler adına -bazı kötü durumlar yaşanmış olsa da- başardığı çok şey vardı.

Fransa da yaşayan maden işçilerinin yaşantısını, madende yaşadıkları zorlukları ve bu yaşantıya daha fazla katlanmak istememeleri nedeniyle ortaya çıkan başkaldırıyı konu ediniyor Germinal. Yazarın anlatı tarzı beni hiç sıkmadı, kitap bir hafta kadar elimde olmuş olsa da hep merak ederek okudum. Sonunu iple çektim ama bitsin de istemedim bir yandan. Devamı gelse hala sıkılmadan okuyabilirim.

28 Ocak 2018 Pazar

#okuduklarım34: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu/Stefan Zweig

   Zweig bu kitabında bir kadının ağzından yazdığı mektubu konu alıyor. Mektubun olduğu zarfta ne bir gönderici adı, ne de bir adres var. Kitabın beni şaşırtan tarafı; içeriğinden çok Stefan Zweig'in bir kadının hislerini, düşüncelerini bu kadar iyi ifade edebilmesi oldu. Bir erkek tarafından bir kadının hissiyatını anlamak ve bunu dile getirmek iyi bir yeteneği gerektirir, bu yeteneği de Zweig'de fazlasıyla görüyoruz.
   Okunulan sıradan bir mektuptan çok daha fazlası; bir kadının tek taraf olarak yaşadığı aşk ve teslimiyetiydi. Bunun tek taraflı olması belki önceleri sebepsizdi ama sonra kendince bir sebebe bağlandı. Bu ''sebep'' ten önce, karşı tarafın her şeyden haberi olmalıydı belki de.