kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap yorumu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2018 Cuma

#okuduklarım38: Genç Werther'in Acıları/Goethe

Genç Werther'in Acıları
'Ne kadar doğru ifade etmiş, bak şuradaki bakış açısı oldukça farklı' diye diye okurken kitabın yarısı kadarının altını çizdim sanırım. Zaten dört-beş saat içerisinde de bitirdim. İnce olduğu gibi sizi içine alan ve hemen okuyup bitireyim diyebileceğiniz bir kitap. Ayrıca hemen okuyup bitirince de bir köşe fırlatıp atacabileceğiniz türden değil; dönüp dönüp bakacak, altını çizdiğiniz cümlelerin arasında yeniden kendinizi bulabileceksiniz.

İlk kez Goethe'ye ait bir kitap okudum aynı zamanda yazarın ilk romanı. Kitabı okurken konu olarak az çok Bilinmeyen Bir Kadının Mektupları'na benzettim. Ben, Bilinmeyen Bir Kadının Mektupları kitabını pek iyi bulmamıştım ama Genç Werther'in Acıları kitabı, diğerinin aksine oldukça iyiydi. Karakter olarak Werther'i düşünceleri bakımından büyüleyici buldum. Naifliği, insanlara ya da doğaya yaklaşımı, melankolik tavrı beni etkiledi. Yani karakteri severek okudum. Kendimle ilgili şöyle bir şeyinde farkına varmış oluyorum ki; kitaplarda erkek karakterlerle daha iyi anlaşabiliyorum. Tabii bunu genellememek lazım, yazarın ifade gücüne göre ve karakterin tavrına göre de değişebiliyor. 

7 Şubat 2018 Çarşamba

#okuduklarım36: Hitler'e Sordunuz Mu?/Atakan Büyükdağ

Hitler'e Sordunuz Mu?
Benim için tarih sadece lise ve ondan önceki eğitimlerimden öteye gidememiş, altı boş doldurulması ve gereken önemli bir konuydu aslında. Bu Hitler'e Sordunuz Mu? kitabıyla biraz da olsa mümkün oldu. Hitler'i milyonlarca Yahudi'nin ölümüne neden olan bir diktatör olarak duymuş ancak onunla ilgili ayrıntılı bilgiye sahip değildim. Yazar Hitler'den başlayarak ikinci dünya savaşını ve bundan biraz öncesini ele alıyor aynı zamanda bunu sıkmadan ve tüm dünya ülkelerine ayrıntılı şekilde değinerek yapıyor. Yazarın geniş bir bilgi birikimi olmalı ki böyle başarılı bir kitap çıkmış ortaya.

Hitler'in doğumundan itibaren, sanata olan ilgisi ve yeteneğinin peşinde koştururken, baskın gelen milliyetçilik duygusuyla kendini birtakım siyasi işlerin ortasında buluyor. Bu çocukluğundan beri süregelen liderlik özelliğinin ve dediğim dedik biri olmasının etkisi mutlaka. 

28 Ocak 2018 Pazar

#okuduklarım34: Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu/Stefan Zweig

   Zweig bu kitabında bir kadının ağzından yazdığı mektubu konu alıyor. Mektubun olduğu zarfta ne bir gönderici adı, ne de bir adres var. Kitabın beni şaşırtan tarafı; içeriğinden çok Stefan Zweig'in bir kadının hislerini, düşüncelerini bu kadar iyi ifade edebilmesi oldu. Bir erkek tarafından bir kadının hissiyatını anlamak ve bunu dile getirmek iyi bir yeteneği gerektirir, bu yeteneği de Zweig'de fazlasıyla görüyoruz.
   Okunulan sıradan bir mektuptan çok daha fazlası; bir kadının tek taraf olarak yaşadığı aşk ve teslimiyetiydi. Bunun tek taraflı olması belki önceleri sebepsizdi ama sonra kendince bir sebebe bağlandı. Bu ''sebep'' ten önce, karşı tarafın her şeyden haberi olmalıydı belki de. 

17 Ocak 2018 Çarşamba

#okuduklarım33: Hayvan Çiftliği/George Orwell


hayvan çiftliği
George Orwell'ın okuduğum ilk romanı oldu Hayvan Çiftliği. Beklediğimin aksine dili gayet akıcı ve içine alan bir kitaptı. Hakkında yapılan yorumlar hep olumluydu ve adını çok duydum. Bu şekilde abartılarak ya da çok övülerek karşıma çıkan kitapları ''ya bende aynı etkiyi bırakmazsa'' diye tereddüt ederek okurum genelde. Daha önce bunun gazabına uğradığımdan olsa gerek.

Arka kapak yazısı kitap içeriği ile ilgili oldukça iyi bilgi veriyor ancak konusu ve içeriği hakkında kısaca bahsetmek gerekirse; bir çiftlikte bulunan hayvanların, çiftlik sahiplerinin yanı sıra diğer insanların da hayvanları kullanıp onlara ürettiklerinin ve çalıştıklarının karşılığını vermemeleri nedeniyle insanları düşman bellerler. Koca Reis lakaplı bir domuz  hayvanların ayaklanmasına öncülük eder ve kimisi bu ayaklanmanın sonucu görmeyecek olsa bile elinden geleni yapmaya, canla başla çalışmaya başlar. ''İki ayaklılar düşmanımız, dört ayaklılar ve kanatlılar dostumuzdur'' diyerek insanlara düşmanca tavır alırlar. Ayaklanmanın ardından bazı emirler ortaya çıkar, insan gibi giyinmemek, insan gibi yatakta yatmamak ve insan gibi içki içmemek bunların başında gelir. Bütün hayvanların eşit olduğu vurgulanır. 

Zamanla bu kurallarda bazı değişiklikler olur. Hayvanlar bunun farkında değildir. Kimisi de en iyisini ayaklanmaya önayak olan domuzların bileceğini düşünerek itiraz etmez, kabullenirler. Hayvanlara önderlik eden domuzlar her şeyin eskisinden çok daha iyi olduğunu, özgürlüklerinin önemini belirterek iyi düşünmelerini sağlarlar. Aslında durum hiç öyle değildir.

9 Mart 2015 Pazartesi

#okuduklarım32: Dudaktan Kalbe/Reşat Nuri Güntekin

Bir kitap daha bitti, beni de bitirdi. Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu kitabından sonra kalbimde yer eden bir kitap oldu Dudaktan Kalbe. Lamia ve Kenan'ın aşkalarının peşi sıra sürüklendim durdum okurken. Aşklarıyla başka bir dünyaya atıldım, acılarıyla bende yüzleştim.

Fakat yine en büyük acıyı ve ıstırabı çeken kadın karakter oldu. Bazı acı şeylerin sonucuna katlanmak yine kadına kaldı. Toplum tarafından kötü gözle bakılan, dışlanan taraf yine kadın oldu. Bende Lamia ile üzüldüm, ağladım, onun acısına da sevincine de ortak oldum.

Vazgeçişler, kabullenişler, sineye çekişler... Yapılmış ve sonradan akla düşen hatalar. Üzerinden koca bir zaman akıp geçtikten sonra bu hatalardan geri dönmek bazen işe yaramıyor. Kitap isminin hakkını da oldukça iyi veriyor. Aşkın dudaktan kalbe bir zehir gibi aktığı güzel bir hikâyeye tanıklık ediyorsunuz.

Reşat Nuri Güntekin ile daha tanışmamış olanlar varsa hala, elini çabuk tutsun derim :) Pekâlâ ilk olarak bu kitabı okumanızı da tavsiye edebilirim. Ve tabii Çalıkuşu kitabıyla  başlamak daha bir güzel olacaktır. Sonra zaten tüm kitaplarını mutlaka okumak isteyeceksiniz.

Ben böyle çok sevdiğim yazarların kitaplarını bir çırpıda okumak istiyorum fakat kitaplarının hepsini okuduğumda da başka okuyacak kitabı kalmama korkusu var :) Öyle bir ruh haline de sahibim şu sıralar.
Bir iki haftadır buralarda değildim ya çok özlemişim buraları :)

Hepinize kocaman Sevgiler!

28 Şubat 2015 Cumartesi

#okuduklarım31: İskender/Elif Şafak


Yeni yazarlar keşfetmeyi seviyorum. Hele ilk kez kitaplarını okuyupta beğendiysem bir yazarı, çok daha güzel oluyor. Elif Şafak'ta yeni tanıştıklarım arasında. Kalemini gayet akıcı buldum. İskender tahmin ettiğimin üstünde bir romandı. Roman yurtdışına göçmüş bir kürt aileyi anlatıyor. Töre ve cinayette var işin içinde. Okurken sıkmayan, şaşırtıcı bir eserdi.

Benim okuduğum ilk Elif Şafak romanıydı. Bir ikinci romanını da okumak istiyorum.



Öncelikle kitaba başlarken daha ilk sayfalarda böyle bir soy ağacıyla karşılaşıyorsunuz. Bunu görünce benim gözüm korkmadı değil. Çok fazla karakter var ve ben bu kitabı nasıl bitirecektim, bilmiyordum.

Fakat bir kez başladıktan sonra zaten karakterleri tanıyorsunuz ve her şey  yerli yerine oturuyor. Her bir karakterin yaşantısı kitabın aralarına serpiştirilmiş. Bölüm bölüm karakterleri tanıyorsunuz.


Kitapta beni yoran bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Ana karakterimiz İskender'in hayatı anlatılırken farklı bir yazı tipi kullanılmış kitapta. Bu yazı tipi benim gözlerimi çok yordu açıkçası. Hani bu bölümlere başladığımda sonunu nasıl getireceğimi bilemediğim oldu. Okula gidip gelirken serviste okumak daha zordu. Ama büyük bir azimle okudum :)

Dediğim gibi kitap sıkmayan ve gayet akıcı bir eserdi. İçerisinde şaşıracağınız noktalar da olacak, duygulandığınız noktalar da. Tavsiye edebileceğim iyi bir eser İskender.

Sevgiler!

15 Şubat 2015 Pazar

#okuduklarım30: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali


Kitap: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali (roman)
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa: 220 Sayfa

Sabahattin Ali.
Nasıl tarif edeyim bu adamı bilmiyorum. Kalemini beğendiğim, okurken farklı bir hissiyata sahip olduğum bir yazar... Şu ana kadar dört kitabını okuyup, hani ''gerçekten bu benim yazarım'' dediklerimden biri. Kuyucaklı Yusuf ile yine benim gönlümü fethettiği kesin.


Çocuk yaşında, bir gece ne olup bittiğini anlamadan hayata bir adım geride başlıyor Yusuf. Eşkıyalar Kuyucak köyünü basıp anasız babasız bırakıyor Yusuf'u. Kaymakam Salahattin Bey hemen kol kanat geriyor ve yanına alıyor bu küçük çocuğu. Kendisi için bir oğlan, kızı Muazzez için ise bir ağabey oluyor Yusuf...

Hemen alışamıyor Yusuf yeni hayatına. İçine kapanık, sessiz sedasız bir yaşam sürüyor. Hayat olduğu yerde duracak değil ya... Aylar, yıllar geçiyor. Muazzez evlenme çağına gelince annesi Şahinde kızı için en iyi damadı bulma telaşı içine giriyor. Bir gün Muazzez'i istemeye geliyorlar ve ortalık karışıyor... Bu fenalık uzun zaman yakalarını bırakmıyor.

Bazen eski yaşantısını geri istiyor Yusuf. Kendi evini,köyünü bırakıp başkasının yanında yaşamaya başlamamış olmak istiyor. Yalnız kalıyor. Belki pişman oluyor...

Bence okunmalı. Biraz eski dilde yazılmış kitapları da okumayı seviyorsanız tavsiye edebileceklerim arasında. Ve hala Sabahattin Ali'yle tanışmadıysanız hemen tanışın!
Diyeceklerim bunlar. Sabahattin Ali'nin hayatına ve eserlerine de buradan göz atabilirsiniz.

Arka Kapak:

"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu."

Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hiyakesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.


Kuyucaklı Yusuf'un 1985'te çekilmiş bir de filmi var. Filmin kalitesi düşük olsa da linki burada. Ben hemen izlemeye gidiyorum :)

Sevgiler!

8 Şubat 2015 Pazar

#okuduklarım29: Bin Muhteşem Güneş/Khaled Hosseini

İki kadının kesişen hayatları, üzüntü, savaş, hasret, pişmanlık...
Hem savaşın getirdiği zorluklar hem de kadınların yaşadığı zorluklara değinen bir roman. Okurken gözlerinizin dolu dolu olduğu, içinizi acıtan, unutulmaz nadir eserlerden biri.


Meryem dünyaya gözlerini bir harami olarak açmış, yani nikahsız bir beraberlik sonucu doğmuştur. Bunun getirdiği olumsuzlukları hayatı boyunca da hep yanı başında hissetmiştir. Küçük kız çocuğu Meryem, hayat karşısına her ne çıkarırsa çıkarsın yaşam mücadelesini devam ettirmeye çalışmıştır.

Bir de Leyla... Arkadaşları tarafından çok sevilen bu kız da, ilerisi için düşündüğü hayallerini gerçekleştirmek istiyor. Fakat hayat hiçte beklediği gibi olmayacaktır. Savaşın getirdiği zorluklarla mücadele etmek zorunda kalacak, çok başka bir hayata sürüklenecektir.

Bu çok farklı yerlerden gelen, farklı hayatlara sahip iki kadın günün birinde, zorlu hayat mücadelesine beraber devam etmek durumunda kalırlar. Yaşam onları çok acı şeylerle sınar...

Khaled Hosseini'nin Afganistan kadınlarına adadığı bu kitabı, herkes okumalı. Ben Khaled Hosseini'nin tüm kitaplarını okumuş olup, kalemini çok beğeniyorum. Sadece üç kitabı var yazarın ve bence hepsini de okumalısınız... Hoşça kalın.

Sevgiler!

26 Ocak 2015 Pazartesi

#okuduklarım28: Kardeşimin Hikayesi/Zülfü Livaneli


Livaneli yine yanıltmadı beni. Hatta beklediğimin çok daha üstündeydi bu kitap. Harika bir kurgu, harika bir son...

Kardeşimin Hikayesi, isminden de anlaşılacağı gibi iki kardeşin hikayesini ele alıyor. Kurgusuyla bir o kadar şaşırtıcı, aynı zamanda etkiliyici de. Sonu asla tahmin edilemeyecek bir roman. Ben okuduktan ancak yarım saat sonra şaşınkınlığımı üzerimden atabilmiştim... Etkisi hala üzerimde diyebilirim...

Daha Livaneli ile tanışmadıysanız çok geç kalmadan tanışın derim. Kitaplarının çok farklı bir büyüsü var. Sizi hemen etkisi altına alıyor ve okumaya doyamıyorsunuz. Neden daha önce okumamışım demeyin sonra :)

Bu kitabı kesinlikle okuyun derim. Eminim sizde seveceksiniz... Livaneli'nin bundan sonra hangi kitabını okusam diye düşünüyorum ben. Bakalım hangi şanslı kitap olacak :)

Yazarın hayatı ve eserlerine de buradan ulaşabilirsiniz.

Sevgiler!

20 Ocak 2015 Salı

#okuduklarım27: Değirmen/Sabahattin Ali


Sabahattin Aliyi ilk ''Kürk Mantolu Madonna'' kitabı ile tanımıştım. Kürk Mantolu Madonna bir romandı. Değirmen ise Sabahattin Ali'nin kısa öykülerinden meydana gelmiş bir kitap. İçinde toplam 16 kısa öykü var.

Benim içlerinde en beğendiğim öykü, kitabın ismini de belirleyen Değirmen öyküsü. Bu öyküyü okuyupta etkilenmeyen olacağını sanmıyorum. Çok anlamlı ve güzel bir öykü...

Sabahattin Ali kitapta bir yerde okurlarına ''adaşım'' diye hitap ediyor. Nedense bu hitap benim çok bir hoşuma gitti :) Farklı geldi, öyle söyleyeyim.

Yazar önsözünde bazı hikayelerini çok genç yaşta yazdığını belirtmiş ve 'iyiden kötüyü ayırmak külfetini okuyucuya bıraktığım için özür dilerim.' demiş. Okurken bunu bilmek daha farklı düşündürtüyor tabii...

Ben genel olarak sevdim. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum. Sabahattin Ali severlerin eminim elinde birçok kitabı vardır. Bu kitapta kitaplıklarında bulunabilir.
Bundan sonra Sabahattin Ali'den okuyacak olduğum bir öykü kitabı daha var. Sırça Köşk... Onun içerisindeki öyküleri de çok merak ettim :)

Sevgiler!

17 Ocak 2015 Cumartesi

#okuduklarım26: İncir Kuşları/Sinan Akyüz

Bu kitapta beni etkileyen şey, içinde barındırdığı aşk değilde savaşın gerçekleri oldu. Başlarda çok basit gibi geliyor. Hemen bir aşk hikâyesiyle karşılaşıyorsunuz. Fakat sayfalar ilerledikçe, kendinizi savaşın içinde bulunca bu basitlik kayboluyor...

Savaş nedir? Soykırım nedir? Günümüzde de evet savaşlar var. Ve biz 'savaş' kelimesini rahatlıkla kullanabiliyoruz. Çünkü hiç, bir gece yarısı bomba sesleriyle uyanmadık. Çocukların 'anne' diye seslenen çığlıklarını işitmedik. Eli silahlı bir askerle sokağın herhangi bir köşesinde karşı karşıya kalmadık...
Dışarıdan görebildiğimiz kadar biliyoruz. Savaşın asıl gerçek yüzünü bilmiyoruz. İnşallah ömrümüz boyuncada bu gerçekle karşılaşmayız...

Şöyle anlatacak olursam; kitapta güzel bir Boşnak kızına aşık iki genç olsa da, kızın gönlü birinden yanadır. Diğerini ise "kalbimde iki kişiye yer yok" diyerek reddediyor...
Bunun yanı sıra Bosnada savaş kapıya dayanıyor. Sırpların Müslüman Boşnaklara yönelik soykırımı anlatılıyor.

Sade bir dille yazılmış ama çok gerçekçi, okunması gereken bir roman... Sinan Akyüz'ün okuduğum ilk romanı oldu İncir Kuşları... Diğer kitapları da okunacak.

Sevgiler!

27 Aralık 2014 Cumartesi

#okuduklarım25: Çalıkuşu/Reşat Nuri Güntekin

Bitirir bitirmez yazıyorum düşüncelerimi...

Birkaç gündür elimdeydi bu kitap. Okuma süremin bu kadar uzamasının tek nedeni kendini çok sevdirmesi... Yeni bir kitaba başlayabilmek için bitmesini beklemek yerine, bitirmemek için son sayfalarını yavaş yavaş okuduğum gerçeğini söylemeden edemeyeceğim...

Bu kadar mı bağlar bir kitap kendine? Bu kadar mı sevdirir?

Taaa en içten gelen duygularımla ağladım durdum okurken... Çalıkuşu bu yıl okuduğum ve beni gerçekten etkileyen ikinci kitap oldu....

Okumak için geç kaldığım bir kitap olduğunu düşünüyordum başlarda. Belki de geç kalmam çok daha iyi olmuştur. Ruh halinin; bir kitabın okunduğunda, kişide bırakacak izler için önemli bir etken olduğunu düşünüyorum. Ve bu kitap gerçekten tam zamanında okundu benim için.

Unutamayacağım, her zaman aklımın bir köşesinde kalacak olan nadide eserlerden...

Bir kız çocuğunun çılgın, komik halleriyle güzel bir hayatı hak etmesine karşın, yalnız ve güç bir yaşama sürüklenmesi ne büyük talihsizlik... Ve ne yazık ki bu zor yaşam öyle kolay kolay sona ermiyor da. Fakat her ne olursa olsun vakti geldiğinde hayat insanın karşısına mümkün olduğunca iyi insanlarda çıkarabiliyor... Bu iyi düşünceli insanlar hayatımızdan hiç eksik olmasın...

Çalıkuşu; kitaplığınızda yer alması gereken ve mutlaka okunması gereken bir eser.
Ben diyeceğimi dedim ve şimdi sıra sizde :)

Reşat Nuri Güntekin'in hayatı ve eserlerine buradan ulaşabilirsiniz.

Hepinize kocamaaan Sevgiler!

5 Aralık 2014 Cuma

#okuduklarım23: Damga/Reşat Nuri Güntekin


Merhaba! 

Reşat Nuri Güntekin'den okuduğum ilk kitap; Damga. Gayet akıcı ve güzel anlatımıyla bir çırpıda okunabilecek, anlamlı bir kitap...
Bir masalın gerçeğe dönüşüp, bir insanın hayatını nasıl değiştirdiğine şahit oluyorsunuz okuyunca. Aşk uğruna yaptığı fedakarlıkla yaşamını, hayallerini kaybediyor İffet. Aslında hiç yapmadığı kötü bir davranışla damgalanıp, hayatı boyunca bunun verdiği sıkıtıları yaşamak durumunda kalıyor. Ve bunun yıllar sonra bir aşk için değip değmeyeceğini ancak anlıyor.

Hayatta toplum tarafından hoş karşılanmayan davranışla anılmanın insanın başına gelebilecek en kötü olaylardan biri olduğunu, en sonundaysa boş bir şey için bunu yapmanın ne kadar acı bir şey olduğunu kavrıyorsunuz.

Reşat Nuri Güntekin'in okuduğum ilk eseri olduğundan diğer eserleriyle karşılaştıramayacağım ama bence okunması gereken, iyi bir eser. Osmanlıca'dan çevrilmiş olması, içinde birçok farklı kelime bulunmasıyla daha bir farklı oldu okumak benim için. Sayfa sonlarında kelime anlamlarına yer verilmiş ve bu kelimelerle cümleleri kendinizce anlamlandırıp tamamlamak, güncel romanlardan farklı olarak daha bir güzeldi bence :)

Arka kapakta da belirtildiği gibi; DAMGA, duygusal ilişkiler üzerine yazılmış etkileyici bir eser... Ben Reşat Nuri Güntekin'in diğer eserlerini de çok merak ettim. En kısa sürede okumayı düşünüyorum... Sizde bu romanı okuyabilirsiniz.

Sevgiler!

27 Kasım 2014 Perşembe

#okuduklarım22: Limon Yapraklarının Kokusu/Clara Sanchez


Merhaba!
Adını her yerde gördüğüm, çoğu kişinin okuduğu ve beğendiği Limon Yapraklarının Kokusu kitabını bende okudum. Okudum okumasına da ''olağanüstü ya da harika'' bir kitaptı diyemeyeceğim. Kitap bitti ve ben hala ne anlatılmak istendi, anlayabilmiş değilim. Belki dedim, kitabın sonu beni tatmin eder ama kitabın sonu da çok büyük bir hayal kırıklığıydı benim için.

Hamile bir kadın olan Sandra erkek arkadaşından ve işinden ayrılıp, dinlenmek için bir köye yerleşiyor. Burada yeni arkadaşlar ediniyor fakat bu arkadaşları ondan yaşça oldukça büyük. Tanıştığı yaşlı çift Sandra'nın büyükannesi ve büyükbabası haline geliyor. Daha sonra, Nazi toplama kamplarından sağ çıkmış olan Julian'la tanışıp (bence çok tehlikeli olmasa da) tehlikeli bir maceraya atıyorlar.

Kitapta hiç heyecan duyamadım ben. Olayların çok yavaş gelişmesi beni sıktı. Paragrafları bazen oldukça uzun buldum. Yani çok dolaylı anlatılmış ve bu da hikayenin heyecanını kırmış. Kitapta Sandra'nın aşkı anlatılmak istenmiş ama ben bu aşktan da hiç etkilenmedim. Zaten hemencecik birine aşık oluvermesi bence anlamsızdı...

Kısaca, ben beğenemedim bu kitabı. Çok beğenenler de var tabii. Belki siz daha çok seversiniz okuyunca. Ama benim kitapta en sevdiğim nokta kitap kapağı oldu. Oldukça hoş ve kitap ismi de öyle. Bir de kitap ismiyle, kitapta geçen olayları ben hiç bağdaştıramadım...
Bakalım okuyacak olursanız eğer, siz neler düşüneceksiniz... Şimdilik hoşça kalın.

Sevgiler!

18 Kasım 2014 Salı

#okuduklarım21: Küçük Mucizeler Dükkanı/ Debbie Macomber

Merhaba.
Ben bir kitap daha bitirip geldim ^.^
Yeni bir yazarla da tanıştım hem. İyi ki de tanımışım. Bundan sonra ki hedefte mutlaka diğer kitaplarını okumak.

Küçük Mucizeler Dükkanı, dört kadının hayatını konu ediniyor. Hepsinin bambaşka hayatları var... Örgü örmeyi çok seven bir kadının hayatına yeni bir başlangıç yapıp, küçük bir tuhafiye açmasıyla başlıyor her şey.


Dört kadının bu tuhafiyede başlayan dostluğu gün geçtikçe daha bir pekişiyor. Kurulan bu dostluklar her birinin yaşantısını nasıl değiştiriyor, bunu da siz okuyup göreceksiniz :)

Kitabın baş karakteri Lydia adında bir kadın. Fakat benim kitapta en sevdiğim karakter Carol oldu. Onun yaşantısı beni daha bir etkiledi nedense. Eğer karşıma çıkacak olsaydı, ben büyük ihtimal koşar sarılırdım :)

Arka kapaktan şöyle bir yazı paylaşayım;

'' Hayatın içinden dört güçlü kadın,..
Küçük mucizeler, büyük umutlar
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikaye...

BU KİTAPTA MUTLAKA KENDİNİZDEN BİR ŞEYLER BULACAKSINIZ! ''

Arka kapakta da belirtildiği gibi, bence de kendinizden bir şeyler bulacaksınızdır... Debbie Macomber'ın anlatışını çok sevdim ben. Okumadıysanız eğer mutlaka okumalısınız diye düşünüyorum. 
Kitabın sonunda Macomber; Değerli okurlarım diyerek bizlere kısa bir yazı yazmış. Çok samimi bir dili var Macomber'ın. Kitabını zaten sevmiştim, bu yazısını okuyunca daha bir sevdim...

Diyeceği o ki; okuyun, okutun. 
Kendinize çok iyi bakın.

Sevgiler!

15 Kasım 2014 Cumartesi

#okuduklarım20: Ölü Ozanlar Derneği/ N.H.Kleinbaum

Robin Williams oyunculuğuyla sevdiğim biriydi. Ne üzücü ki geçtiğimiz aylarda hayatını kaybetti. İsmiyle anılan kitap, Ölü Ozanlar Derneği'ni okumam gerektiğini düşündüm bende. Kitabın bir de filmi olması beni okumaya iten başka bir neden oldu. Kitabını okudum, kısmetse sınavlardan sonra filmini de izleyeceğim.

Carpe diem -günü yaşa- sözünü vurguluyor kitap en çok.
Çok kalın değildi, severek ve sıkılmadan okudum. Bir de lise dönemlerini ele alması beni daha da içine çekmiş olabilir.

Ailemizin, çevremizdeki insanların günlük hayatta üzerimizde nasıl bir etki yarattığına, yaşamımızı nasıl şekillendirdiğine değiniliyor. İster istemez düşünüyor insan. Acaba hayatımda benim vermem gereken kararlara kim karar veriyor diye...

Kitap anı yaşamamızı, ne olursa olsun daima hayallerimizin peşinden gitmemiz gerektiğini öğütlüyor.
Kitabın sonu beni çok etkiledi. Bakalım film bende nasıl bir etki yaratacak. Boş vaktim olur olmaz yapacağım ilk şey filmi izlemek olacak.

Bence Ölü Ozanlar Derneği mutlaka okumanız gereken bir kitap.

Ölü Ozanlar Derneği Film Fragmanı

Sevgiler!

11 Kasım 2014 Salı

#okuduklarım19: Elif gibi Sevmek/Hikmet Anıl Öztekin


'' Sevmek hesap işi değil,
sevmek güvenmekti, ait olmaktı...
eskidendi...''

''Vazgeçtiğin her haram dünyalık, imanını arttırır...
Bıraktığın her haram sevda, Helaline yaklaştırır...''

Beşeri aşk ve tasavvuf aşkı dile getirilmiş Elif Gibi Sevmek'te. Kitapta Elif'e dair, Yaşama dair ve Babama dair olmak üzere üç bölüm vardı. Çok duygu yüklüydü kitap. Babasından bahsettiği kısımlarda biraz etkilendim fakat diğer kısımlarda beni çokça etkileyen yerler olmadı. Beğendiğim bazı sözler oldu içinde...

Herkes çok beğenmişti kitabı. Bende çok merak etmiştim. Ama beklediğim gibi çıkmadı. Zaten ne zaman beklentiyle okusam bir kitabı, sonu hep hüzün... Her zaman diyorum kendime beklentiyle okumamalıyım kitapları ama yine de engel olamıyorum :)

Kitabı okuyanların bazıları da verilen paraya yazık oldu diye yakınıyor. Ben arkadaşımdan alıp okudum. Eğer kendi kitaplığıma alsaydım da pişman olmazdım sanırım. Kitaplıkta çok hoş duruyor çünkü :) 
Geçenler de Elif Gibi Sevmek 2 kitabı da çıktı. Hemde bu kez gül kokulu. Bir kırtasiyede denk geldim ve elime alıp şöyle bir inceledikten sonra kokladım. Gerçekten çok güzeldi. Sırf kokusu için bile alabilirim :)
Menekşe Kokulu ve Papatya Kokulu Hikayelerden sonra bir de Elif Gibi Sevmek 2 kitabını alırsam kitaplığım çiçek bahçesine dönecek... Oh mis :) Koklar koklar dururum artık...

Kitap genel olarak güzeldi. Ama çok beğendiğimi söyleyemeyeceğim. Beğenmedim dersem de olmaz. Artık okuyup okumamak sizi kaldı. :)


Sağlıcakla kalın.
Sevgiler!

6 Kasım 2014 Perşembe

#okuduklarım18: Ya Ölünce Bitmiyorsa/Selami Çapın

Merhaba.
Keyifleriniz nasıl? Umarım iyisinizdir. Ben çok da iyi sayılmam. Malum sınav haftaları başladı okulda. Sınavlar arasında kitap okumakta pek mümkün olmuyor. Fakat okumaktan da vazgeçemiyorum, az olsa da okumaya çalışıyorum. :)

Geçenlerde bahsetmiştim. Selami Çapın'ın bana imzalayıp, göndermiş olduğu Ya Ölünce Bitmiyorsa kitabını okuyup bitirdim. Kitap ilginç bir konuya sahip olmakla birlikte, gayet akıcıydı.

Kitabın baş karakteri Şerif. Şerif'in en büyük isteği sadece kendi çıkarlarını düşünen insanları değiştirmek, bir şekilde mutlu bir yaşam sahibi olmalarını sağlamaktır. Bunun için beklediği tek şey küçük bir işaret ya da mucize. Her ne kadar bu işareti ya da mucizeyi beklese de mümkün olmaz. Ve Şerif intihara kalkışır. Olaylar bu intihardan sonra başlar.

Kitap okurken hem düşündürüp bazı şeylerden ders çıkarmamızı sağlarken, ölüme karşı farklı bir bakış açısı da kazandırıyor.Selami Çapın romanıyla ilgili olarak:
''Birçok klasikle rahatlıkla kıyaslayabileceğiniz bir kurgunun yanı sıra, belki çok sert eleştiriler getireceğiniz, ya da bastırmak istediğiniz duygularınızın kaynağını keşfedip, engellemenin yollarını bulabileceğiniz birçok çözümlemeyi de okuyacaksınız bu romanda. Şerif’in hikâyesini soluksuz okurken, romanı bitirdiğinizde çok farklı bakış açılarına sahip olduğunuzu göreceksiniz. En sert haliyle karşımızda durmasına karşın ölüme nasıl ve neden bu kadar kayıtsız kalabildiğinizi, bunun size nelere mal olabileceğini bir de benim bakış açımdan göreceksiniz'' diyor.

! Hatırlatma

Selami Çapın-Ya Ölünce Bitmiyorsa İmza&Söyleşi

Tarih: 9 Kasım Pazar
Saat: 17:00-18:00
Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi

Ya Ölünce Bitmiyorsa kitabına imzalı sahip olmak isteyenler gidebilirler :) 
Mutlulukla kalın.

Sevgiler!

20 Ekim 2014 Pazartesi

#okuduklarım17: Kukla/Ahmet Ümit

Merhaba... Keyifleriniz nasıl? Umarım iyisinizdir. Ben çok iyiyim :) Güz Okuma Şenliğinin ilk kitabını okuyup geride bıraktım. İkincisine de bugün başlıyorum inşallah...

İlk kez Ahmet Ümit'ten bir kitap okudum. Hayran kaldığım doğrudur... Başlangıçta kitabı sevememiştim bir türlü. Sevmememin en büyük nedeni argo sözcükler kullanılmasıydı. Gerçekten kitabı bırakmayı bile göze almıştım fakat dayanamadım, yine okudum.

Kitabın kurgusu mükemmeldi. Hiç düşünmediğim biri, düğümler çözümlendiğinde hiç beklemediğin biri olup çıkınca, afallıyor insan. Son bölümlerinde o kadar heyecanlandım ki; ben bile şaştım kendime. Her duyguyu iliklerime kadar yaşadım, hissettim okurken. Etkisinden hala çıkmış değilim. Uzun sürede çıkamayacağım galiba :)

Şu bir gerçek Ahmet Ümit'te artık favori yazarlarımdan biri. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Baştan çok kalın olmaları sebebiyle alıp okumakta tereddüt etmiştim kitaplarını. Fakat şimdi hiçte öyle düşünmüyorum...

Daha şimdiden Güz Okuma Şenliği sayesinde çok iyi bir yazarla tanıştım. Bu böyle sürer inşallah...
Ve şimdi sizinle paylaşmak istediğim ve en çok beğendiğim şey kitabın arka kapağında da yazan şu yazı oldu;

''Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir... Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli, en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine, gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize. Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir, üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca, kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz. Ancak büyüdükçe, bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz." 

Daha ne söyleyeyim ki. Eğer aklınızda varsa Ahmet Ümit'in kitabını okumak, hiç zaman kaybetmeyin diyorum... Kendinize iyi bakın.

Sevgiler!

16 Ekim 2014 Perşembe

#okuduklarım16: Martin Eden/Jack London

Merhaba!
İlk olarak şuna değinmek istiyorum. Kitabı elime almadan önce, okuyanlarda gördüğüm kadarıyla, acaba kitabın ismi mi Martin Eden, yoksa yazarının ismi mi diye düşünmedim değil... Neyse ki kitabı elime alınca geçti bu merakım. Meğer kitabın ismi Martin Eden imiş :) Buradan anlamış olacağınızı sanıyorum ki ilk kez Jack London'ın, bir kitabı okumuş bulunuyorum.

Kitapta -arka kapakta da yazdığı gibi- bir gemi işçisinin yazar olma çabası, tutkulu, aşık, kalıplaşmış düşüncelere karşı duran, sorgulayan, inanan ve idealleri uğruna, çıkarına olmasa da düşündüklerini cesurca ifade eden gemi işçisi Martin Eden anlatılır.

Aslına bakarsak sevdim Martin Eden'ı.  En çokta düşüncelerini dürüstçe ifade edebiliyor olması beni etkiledi. Aynı zamanda bu kitap, yazarın hayatından izler taşıyan otobiyografimsi bir kitap. Tabii ki böyle olunca, okuyucuda etkisi daha bir farklı oluyor. Gayet akıcı, güzel ve okumaya değer bir kitap. Bence okumalı ve okutmalısınız... 



Martin Eden ve sonu için Jack London'un söyledikleri;
   "Martin Eden için neden biraz üzülmeyeyim? Martin Eden bendim. Martin Eden bir bireyci idi, bense bir Sosyalist. İşte bu nedenden ben yaşamaya devam ediyorum ve işte bu nedenden Martin Eden öldü. ... Bu kitap bireyciliğe bir saldırıdır. Martin Eden, başkalarının ihtiyaçlarının farkına varmayan aşırı bir bireycidir. Hayalleri kaybolduğunda, uğrunda yaşayacağı hiçbir şey kalmaz."

Martin Eden için daha ne söylemeli ki... Sadece okuyun, seveceksiniz. Bir daha ki postta görüşünceye dek kendinize iyi bakın :)
Sevgiler!