sevgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sevgiler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2015 Pazar

HerPazarBirYazar #24: Ece Temelkuran

1973 yılında İzmir’de doğan gazeteci yazar Ece Temelkuran, 1991 yılında Bornova Anadolu Lisesi’ni, 1995 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi. 1993 yılında Cumhuriyet gazetesinde gazeteciliğe başladı. İlk yazıları Patika dergisinde yayımlandı.

Kadın hareketi, siyasi tutuklu ve hükümlüler, Güneydoğu sorunu üzerine çalıştı, röportajlar yaptı. Almanya’da kadın hareketi üzerine bir araştırma yaptı. Ardından avukatlık ruhsatnamesini aldı ancak bu mesleği henüz icra etmedi.

Yurtiçinde ve dışında çeşitli dergilerde yazılar yazdı, CNN Türk’te muhabirlik yaptı. Dünya Sosyal Forum’unu izlemek için 2003′te Brezilya’ya, 2004′te Hindistan’a gitti. Venezüella’daki sosyalist devrimini ve Arjantin’de ekonomik krizden sonra oluşan halk hareketini inceledi. Bu harekete ilişkin yazıları “Buenos Aires’te Son Tango” adı altında yazı dizisi olarak Milliyet’te yayınlandı.

Milliyet gazetesinde “Kıyıdan” adlı köşesinde yazdı. Habertürk TV’de yayınlanan “Kıyıdan” adlı programı hazırlayıp sunan Temelkuran, Habertürk gazetesinde “Kıyıdan” adlı köşesinde yazdı. Bugüne kadar Nawaat, New Left Review, Le Monde Diplomatique, Global Voices Advocacy, Al Akhbar, New Statesman ve Guardian’da makaleleri yayımlandı.


ESERLERİ:

Şiir: Bütün Kadınların Kafası Karışıktır, İç Kitabı, Kıyı Kitabı, 
Deneme: Dışarıdan Kıyıdan Konuşmalar, İçeriden Kıyıdan Konuşmalar, İkinci Yarısı, Kayda Geçsin
Siyaset: Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita!, Oğlum Kızım Devletim-Evlerden Sokaklara Tutuklu Anneleri, Ne Anlatayım Ben Sana!, Ağrı'nın Derinliği, 
Roman: Muz Sesleri, Düğümlere Üfleyen Kadınlar

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Fark ettim de ben hep erkek yazarlardan kitaplar okuyorum. Aslında bilerek değilde öyle denk geliyor :) Geçen gün Dr.Coffe blogunda Ece Temelkuran'dan bahsetmiş. Bende merak edip inceledim. Yeni kadın yazarlar keşfetme kararı aldım sonrasında. 
Beğenerek kitaplarını okuduğunuz kadın yazarlar var mı? Türk ya da Yabancı fark etmez. Gelecek haftalarda blogumda onlardan da bahsetmek isterim... Yorumlarınızı merakla bekliyorum :)

Sevgiler!

28 Aralık 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #22: Hasan Ali Toptaş

1958 yılında Denizli’nin Çal ilçesinin Baklan kasabasında doğdu. Çocukluk yılları bu kasabada geçti.

Küçük yaşlarda, şoförlük yapan babasına dolmuş muavinliği yaparak yardımcı olmaya çalıştı.
Annesi hiç okula gidememiş bir ev hanımıdır.

Liseyi Çal’da bitirdi ve Uşak Meslek Yüksek Okulu’na girdi.

1980 öncesinin anarşi ortamında okula ancak bir yıl devam edebildi ve öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Askerlik hizmetini tamamlayarak 1981’de memurluk sınavına girdi ve Çivril Vergi Dairesinde veznedar olarak çalışmaya başladı.

1985’te Maliye Bakanlığının iki yıllık kurs sınavını kazanarak mesleki öğrenim görmek üzere Ankara’ya gitti. 1988’de, Maliye Bakanlığı’nın kursunu bitirip Sincan Vergi Dairesi’nde icra memuru olarak yeniden göreve başladı ve halen bu görevini sürdürmektedir.

ESERLERİ:

Öykü: Bir Gülüşün Kimliği, Yoklar Fısıltısı, Ölü Zamanlar Gezginleri
Roman: Sonsuzluğa Nokta, Gölgesizler, Kayıp Hayaller Kitabı, Bin Hüzünlü Haz, Uykuların Doğusu, Heba
Deneme: Harfler ve Notalar
Çocuk Romanı: Ben Bir Gürgen Dalıyım


BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Hasan Ali Toptaş'ın eserlerini o kadar merak etmeme rağmen halen okuma fırsatı bulabilmiş değilim. Okumamış olduğuma üzülüyorum. En merak ettiğim kitapları Gölgesizler ve Bin Hüzünlü Yaz... Bakalım ne zaman kısmet olacak okumak...

Sevgiler!

22 Aralık 2014 Pazartesi

#okuduklarım24: Melekler Zamanı/Fatma Erdek


Melekler Zamanı, Fatma Erdek'in ilk romanıymış. Ve benimde Fatma Erdek'ten okuduğum ilk kitap. Aslında kitaba başlamadan önce ön yargılarım vardı. Ama konu olarak bir nebzede olsa ilgimi çekmişti...

Kitabı okurken ki ruh halimi nasıl anlatsam size?
Bir sayfada o kadar güldükten sonra, sonraki sayfada gözlerim dolu dolu oluverdi... Farklı duygulara sürüklenip durdum. Gerçekten beni bu kadar etkileyeceğini tahmin etmemiştim. Hele yazarın ilk romanı olmasına rağmen hiç acemilik sezemedim. Duyguları gerçekten yaşatan bir kitaptı. Yazarın kalemine, yüreğine sağlık...

Size kitabın içeriğini anlatmak yerine arka kapak yazısını okutmak istiyorum...

" Yusuf ve Yesra... İki kardeş... Tek can... Ve onları ayıran babaları... Küçük Yusuf'u tarikatın emrine gönderirken, gencecik Yesra'yı yaşlı tarikat liderine eş olarak verir.

Sonra...

Sonra mücadeleci Yusuf'un tarikattan kaçışı ve Barlas oluşu. Hayatı keşfi. Mucizeleri ona getirdiği hayatının melekleri Nesil ve Ekin. İç içe geçmiş, soluk soluğa okunan bir adamın iki hayat mücadelesi. Yesra ve Yusuf'un yürek burkan, sarsan hikayesiyle irkilecek, Nesil ve Barlas'ın aşklarıyla yaşamın ne denli bir mucize olduğuna tanıklık edeceksiniz... "

Kitaba o kadar bağlanmış okurken bir ara o kadar ama o kadar şaşırdım ki, sonra  farkettim aslında arka kapağı daha dikkatli okusaymışım bu kadar şaşırmazmışım. Ama iyi ki öyle olmuş :) Belki o zaman kitabı bu kadar çok sevemezdim....

Sonuç olarak kitabı okumanızı tavsiye ederim. Yeni bir yazar tanımak, farklı bir kitap okumak istiyorsanız, okuyabilirsiniz...

Sevgiler!

5 Aralık 2014 Cuma

#okuduklarım23: Damga/Reşat Nuri Güntekin


Merhaba! 

Reşat Nuri Güntekin'den okuduğum ilk kitap; Damga. Gayet akıcı ve güzel anlatımıyla bir çırpıda okunabilecek, anlamlı bir kitap...
Bir masalın gerçeğe dönüşüp, bir insanın hayatını nasıl değiştirdiğine şahit oluyorsunuz okuyunca. Aşk uğruna yaptığı fedakarlıkla yaşamını, hayallerini kaybediyor İffet. Aslında hiç yapmadığı kötü bir davranışla damgalanıp, hayatı boyunca bunun verdiği sıkıtıları yaşamak durumunda kalıyor. Ve bunun yıllar sonra bir aşk için değip değmeyeceğini ancak anlıyor.

Hayatta toplum tarafından hoş karşılanmayan davranışla anılmanın insanın başına gelebilecek en kötü olaylardan biri olduğunu, en sonundaysa boş bir şey için bunu yapmanın ne kadar acı bir şey olduğunu kavrıyorsunuz.

Reşat Nuri Güntekin'in okuduğum ilk eseri olduğundan diğer eserleriyle karşılaştıramayacağım ama bence okunması gereken, iyi bir eser. Osmanlıca'dan çevrilmiş olması, içinde birçok farklı kelime bulunmasıyla daha bir farklı oldu okumak benim için. Sayfa sonlarında kelime anlamlarına yer verilmiş ve bu kelimelerle cümleleri kendinizce anlamlandırıp tamamlamak, güncel romanlardan farklı olarak daha bir güzeldi bence :)

Arka kapakta da belirtildiği gibi; DAMGA, duygusal ilişkiler üzerine yazılmış etkileyici bir eser... Ben Reşat Nuri Güntekin'in diğer eserlerini de çok merak ettim. En kısa sürede okumayı düşünüyorum... Sizde bu romanı okuyabilirsiniz.

Sevgiler!

27 Kasım 2014 Perşembe

#okuduklarım22: Limon Yapraklarının Kokusu/Clara Sanchez


Merhaba!
Adını her yerde gördüğüm, çoğu kişinin okuduğu ve beğendiği Limon Yapraklarının Kokusu kitabını bende okudum. Okudum okumasına da ''olağanüstü ya da harika'' bir kitaptı diyemeyeceğim. Kitap bitti ve ben hala ne anlatılmak istendi, anlayabilmiş değilim. Belki dedim, kitabın sonu beni tatmin eder ama kitabın sonu da çok büyük bir hayal kırıklığıydı benim için.

Hamile bir kadın olan Sandra erkek arkadaşından ve işinden ayrılıp, dinlenmek için bir köye yerleşiyor. Burada yeni arkadaşlar ediniyor fakat bu arkadaşları ondan yaşça oldukça büyük. Tanıştığı yaşlı çift Sandra'nın büyükannesi ve büyükbabası haline geliyor. Daha sonra, Nazi toplama kamplarından sağ çıkmış olan Julian'la tanışıp (bence çok tehlikeli olmasa da) tehlikeli bir maceraya atıyorlar.

Kitapta hiç heyecan duyamadım ben. Olayların çok yavaş gelişmesi beni sıktı. Paragrafları bazen oldukça uzun buldum. Yani çok dolaylı anlatılmış ve bu da hikayenin heyecanını kırmış. Kitapta Sandra'nın aşkı anlatılmak istenmiş ama ben bu aşktan da hiç etkilenmedim. Zaten hemencecik birine aşık oluvermesi bence anlamsızdı...

Kısaca, ben beğenemedim bu kitabı. Çok beğenenler de var tabii. Belki siz daha çok seversiniz okuyunca. Ama benim kitapta en sevdiğim nokta kitap kapağı oldu. Oldukça hoş ve kitap ismi de öyle. Bir de kitap ismiyle, kitapta geçen olayları ben hiç bağdaştıramadım...
Bakalım okuyacak olursanız eğer, siz neler düşüneceksiniz... Şimdilik hoşça kalın.

Sevgiler!

18 Kasım 2014 Salı

#okuduklarım21: Küçük Mucizeler Dükkanı/ Debbie Macomber

Merhaba.
Ben bir kitap daha bitirip geldim ^.^
Yeni bir yazarla da tanıştım hem. İyi ki de tanımışım. Bundan sonra ki hedefte mutlaka diğer kitaplarını okumak.

Küçük Mucizeler Dükkanı, dört kadının hayatını konu ediniyor. Hepsinin bambaşka hayatları var... Örgü örmeyi çok seven bir kadının hayatına yeni bir başlangıç yapıp, küçük bir tuhafiye açmasıyla başlıyor her şey.


Dört kadının bu tuhafiyede başlayan dostluğu gün geçtikçe daha bir pekişiyor. Kurulan bu dostluklar her birinin yaşantısını nasıl değiştiriyor, bunu da siz okuyup göreceksiniz :)

Kitabın baş karakteri Lydia adında bir kadın. Fakat benim kitapta en sevdiğim karakter Carol oldu. Onun yaşantısı beni daha bir etkiledi nedense. Eğer karşıma çıkacak olsaydı, ben büyük ihtimal koşar sarılırdım :)

Arka kapaktan şöyle bir yazı paylaşayım;

'' Hayatın içinden dört güçlü kadın,..
Küçük mucizeler, büyük umutlar
Ve dostluğun iyileştirici gücüne dair sımsıcak bir hikaye...

BU KİTAPTA MUTLAKA KENDİNİZDEN BİR ŞEYLER BULACAKSINIZ! ''

Arka kapakta da belirtildiği gibi, bence de kendinizden bir şeyler bulacaksınızdır... Debbie Macomber'ın anlatışını çok sevdim ben. Okumadıysanız eğer mutlaka okumalısınız diye düşünüyorum. 
Kitabın sonunda Macomber; Değerli okurlarım diyerek bizlere kısa bir yazı yazmış. Çok samimi bir dili var Macomber'ın. Kitabını zaten sevmiştim, bu yazısını okuyunca daha bir sevdim...

Diyeceği o ki; okuyun, okutun. 
Kendinize çok iyi bakın.

Sevgiler!

15 Kasım 2014 Cumartesi

#okuduklarım20: Ölü Ozanlar Derneği/ N.H.Kleinbaum

Robin Williams oyunculuğuyla sevdiğim biriydi. Ne üzücü ki geçtiğimiz aylarda hayatını kaybetti. İsmiyle anılan kitap, Ölü Ozanlar Derneği'ni okumam gerektiğini düşündüm bende. Kitabın bir de filmi olması beni okumaya iten başka bir neden oldu. Kitabını okudum, kısmetse sınavlardan sonra filmini de izleyeceğim.

Carpe diem -günü yaşa- sözünü vurguluyor kitap en çok.
Çok kalın değildi, severek ve sıkılmadan okudum. Bir de lise dönemlerini ele alması beni daha da içine çekmiş olabilir.

Ailemizin, çevremizdeki insanların günlük hayatta üzerimizde nasıl bir etki yarattığına, yaşamımızı nasıl şekillendirdiğine değiniliyor. İster istemez düşünüyor insan. Acaba hayatımda benim vermem gereken kararlara kim karar veriyor diye...

Kitap anı yaşamamızı, ne olursa olsun daima hayallerimizin peşinden gitmemiz gerektiğini öğütlüyor.
Kitabın sonu beni çok etkiledi. Bakalım film bende nasıl bir etki yaratacak. Boş vaktim olur olmaz yapacağım ilk şey filmi izlemek olacak.

Bence Ölü Ozanlar Derneği mutlaka okumanız gereken bir kitap.

Ölü Ozanlar Derneği Film Fragmanı

Sevgiler!

6 Kasım 2014 Perşembe

#okuduklarım18: Ya Ölünce Bitmiyorsa/Selami Çapın

Merhaba.
Keyifleriniz nasıl? Umarım iyisinizdir. Ben çok da iyi sayılmam. Malum sınav haftaları başladı okulda. Sınavlar arasında kitap okumakta pek mümkün olmuyor. Fakat okumaktan da vazgeçemiyorum, az olsa da okumaya çalışıyorum. :)

Geçenlerde bahsetmiştim. Selami Çapın'ın bana imzalayıp, göndermiş olduğu Ya Ölünce Bitmiyorsa kitabını okuyup bitirdim. Kitap ilginç bir konuya sahip olmakla birlikte, gayet akıcıydı.

Kitabın baş karakteri Şerif. Şerif'in en büyük isteği sadece kendi çıkarlarını düşünen insanları değiştirmek, bir şekilde mutlu bir yaşam sahibi olmalarını sağlamaktır. Bunun için beklediği tek şey küçük bir işaret ya da mucize. Her ne kadar bu işareti ya da mucizeyi beklese de mümkün olmaz. Ve Şerif intihara kalkışır. Olaylar bu intihardan sonra başlar.

Kitap okurken hem düşündürüp bazı şeylerden ders çıkarmamızı sağlarken, ölüme karşı farklı bir bakış açısı da kazandırıyor.Selami Çapın romanıyla ilgili olarak:
''Birçok klasikle rahatlıkla kıyaslayabileceğiniz bir kurgunun yanı sıra, belki çok sert eleştiriler getireceğiniz, ya da bastırmak istediğiniz duygularınızın kaynağını keşfedip, engellemenin yollarını bulabileceğiniz birçok çözümlemeyi de okuyacaksınız bu romanda. Şerif’in hikâyesini soluksuz okurken, romanı bitirdiğinizde çok farklı bakış açılarına sahip olduğunuzu göreceksiniz. En sert haliyle karşımızda durmasına karşın ölüme nasıl ve neden bu kadar kayıtsız kalabildiğinizi, bunun size nelere mal olabileceğini bir de benim bakış açımdan göreceksiniz'' diyor.

! Hatırlatma

Selami Çapın-Ya Ölünce Bitmiyorsa İmza&Söyleşi

Tarih: 9 Kasım Pazar
Saat: 17:00-18:00
Yer: Tüyap Fuar ve Kongre Merkezi

Ya Ölünce Bitmiyorsa kitabına imzalı sahip olmak isteyenler gidebilirler :) 
Mutlulukla kalın.

Sevgiler!

20 Ekim 2014 Pazartesi

#okuduklarım17: Kukla/Ahmet Ümit

Merhaba... Keyifleriniz nasıl? Umarım iyisinizdir. Ben çok iyiyim :) Güz Okuma Şenliğinin ilk kitabını okuyup geride bıraktım. İkincisine de bugün başlıyorum inşallah...

İlk kez Ahmet Ümit'ten bir kitap okudum. Hayran kaldığım doğrudur... Başlangıçta kitabı sevememiştim bir türlü. Sevmememin en büyük nedeni argo sözcükler kullanılmasıydı. Gerçekten kitabı bırakmayı bile göze almıştım fakat dayanamadım, yine okudum.

Kitabın kurgusu mükemmeldi. Hiç düşünmediğim biri, düğümler çözümlendiğinde hiç beklemediğin biri olup çıkınca, afallıyor insan. Son bölümlerinde o kadar heyecanlandım ki; ben bile şaştım kendime. Her duyguyu iliklerime kadar yaşadım, hissettim okurken. Etkisinden hala çıkmış değilim. Uzun sürede çıkamayacağım galiba :)

Şu bir gerçek Ahmet Ümit'te artık favori yazarlarımdan biri. Kesinlikle diğer kitaplarını da okumayı düşünüyorum. Baştan çok kalın olmaları sebebiyle alıp okumakta tereddüt etmiştim kitaplarını. Fakat şimdi hiçte öyle düşünmüyorum...

Daha şimdiden Güz Okuma Şenliği sayesinde çok iyi bir yazarla tanıştım. Bu böyle sürer inşallah...
Ve şimdi sizinle paylaşmak istediğim ve en çok beğendiğim şey kitabın arka kapağında da yazan şu yazı oldu;

''Yaşam, kaybetmeyi öğrenmektir... Kaybetme maceramız daha ana karnından çıktığımızda başlar. Hiç emek harcamadan hüküm sürdüğümüz, dünyanın en güvenli, en yumuşak korunağını, ana rahmini kaybederiz önce. Bizden intikam almak için bekleyen dünya, sanki niye çıktın oradan dercesine, gözlerimizi yakan ışıkları, kulaklarımızı tırmalayan gürültüsü, sıcağı, soğuğu, açlığı, kiri, hastalığıyla saldırır üzerimize. Ama biz de öyle kolay kolay pes etmeyiz. Kaybettiklerimizin yerine anında başka bir şey koyarız. Hem cennetimizi yitirsek de o kutsal yerin sahibi olan annemiz bizimledir, üstelik yanında bir de baba verilmiştir emrimize. Dışarıdaki dünyaya alışmaya başlayınca, kaybettiğimiz cenneti hemen unutuveririz. Ancak büyüdükçe, bize gösterilen ilgi günden güne azalır. Azalan ilgi dünyanın bizden ibaret olmadığını gösteren bir uyarıdır aslında. Ama bu uyarıyı görmezden geliriz. Düşler kurar, hayaller uydurur, kaybettiklerimizin yerine yenilerini koyarak dünyayı kendimiz sanmayı, bu güzel yalana kanmayı sürdürürüz." 

Daha ne söyleyeyim ki. Eğer aklınızda varsa Ahmet Ümit'in kitabını okumak, hiç zaman kaybetmeyin diyorum... Kendinize iyi bakın.

Sevgiler!

28 Eylül 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #13: Sinan Akyüz

1972 yılında Iğdır da doğdu. Orta ve lise eğitimini çeşitli okullarda tamamladıktan sonra İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nden mezun oldu.

Yirmi üç yaşında gazeteciliğe başladı. Gazeteciliğin hemen hemen her kademesinde çalışan Akyüz, daha sonra gazeteciliğe ara verip Almanya'ya gitti. Bir müddet sonra İstanbul'a geri döndü.

Sabah Gazetesi'nin dergi grubunda çalışmaya başladığı 1996 yılında, fotoğrafla tanıştı. Birçok yayın organına moda ve portre fotoğrafları çekti.
1999 yılında Sabah Gazetesi'nin haftasonu eklerinde çalışmaya başladı. 2001 yılında, fotoğrafçılık mesleğine ara verdi.

Kitap yazmaya ağırlık veren Akyüz, halen Sabah Gazetesi'nde yazmaya devam ediyor.

ESERLERİ:

Deneme: Etekli İktidar
Öykü: Bana Sırtını Dönme
Roman: İki Kişilik Yalnızlık, Yatağımdaki Yabancı, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Aşk Meclisi, Piruze: Şamda Bir Türk Gelin, İncir Kuşları, Şahika Feraye, Piruze ve Oğulları


BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Daha Sinan Akyüz'ün hiçbir kitabını okumadım. Fakat kitapları arasında en merak ettiklerim; Piruze:Şamda Bir Türk Gelin ve İncir Kuşları. 
Bu iki kitap için yapılan yorumları incelemiştim. İkisi de seviliyor. Benimde merakım arttı tabi. 
En yakın zamanda, öncelikli olarak İncir Kuşları kitabıyla başlayacağım Sinan Akyüz'ü tanımaya. Yorumumu da buraya mutlaka yazacağım.

Okuduysanız eğer İncir Kuşları kitabı için, sizin düşünceleriniz nelerdir? Ya da diğer kitapları için?

Yorumlarınızı bekliyorum.
Sevgiler!

27 Eylül 2014 Cumartesi

#okuduklarım15: Cehennem/Dan Brown


CEHENNEMİN KAPILARI İSTANBUL'A AÇILIYOR.

''Diz çök kutsal bilgeliğin yaldızlı mouseion'unda
ve kulağını yere daya,
dinle suyun şırıltısını.

Batık sarayın derinlerine in,
orada, karanlığın içinde bekler khthonik canavar
kan kırmızısı sularına gömülmüştür lagünün
ki yansıymaz yıldızları. '' -Arka Kapaktan


Dan Brown'un elinden çıkmış, harika bir kurgu roman, Cehennem...
Yine oldukça sürükleyici ve merak uyandırıcıydı. Floransa, Venedik, İstanbul gibi üç farklı mekandan bahsedilmiş kitapta.
Hepsi ayrı ayrı güzel dile getirilmiş ve kitap kapağında da şöyle bir yazıya yer verilmiş;
''Burası üç imparatorluğun merkezi olmuş, insanlık tarihi kadar eski, dünyanın incisi İstanbul'dur.''

Dünya üzerinde o kadar şehir varken, Dan Brown'un İstanbul'u seçmiş olması gurur verici. Kısa bir bölüme tabii tutulmuş İstanbul fakat yabancı bir yazarın İstanbul'u ele alıyor olması, herkesi meraka itmeli diye düşünüyorum. Ve tabii okumaya da.


Ben çok merak ederek okudum bu kitabı. Oldukça da beğendim. Hepinize tavsiye ederim. :)
Yalnız bende; Dan Brown'un kitaplarını sondan başlayarak okumuş olmanın bir burukluğu var. Kafaya koydum, Dan Brown'un tüm kitaplarını okuyacağım.

Okulda bir hocamın tavsiyesi üzerine; Melekler ve Şeytanlar kiabına büyük ilgi duydum. Beni çok meraklandırdı. Umarım okuma şansı yakalarım.

Cehennemi okuduktan sonra, tavsiye veren hocam gibi bende de İtalya'ya büyük bir merak oluştu. Kendisi gezip görmek gibi bir şans elde edip, İtalya'ya kısa bir gezinti de yaptı. Hayran kalmış.
İtalya'yı gezip görmek hepimize nasip olur inşallah...
Sağlıcakla kalın.

Sevgiler!

21 Eylül 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #12: Paulo Coelho

Paulo Coelho; yazar, söz yazarı ve köşe yazarıdır. Coelho, 24 Ağustos 1947 yılı, Brezilya doğumludur.
Pedro ve Lygia çiftinin oğludur.

İlk edebi ödülünü San Ignacio'da ilköğretim okurken katıldığı şiir yarışmasında almıştır. İkinci ödülünü ise ablası Sonia'nın ödevi olarak hazırladığı deneme yazısı ile elde etmiştir. Yazarlık geçmişi söz yazarlığı ile başlamıştır.

1979 yılında eski arkadaşı Christiana Oiticica ile karşılaştı ve bir süre sonra evlenerek Rio de Janeiro'de yaşamlarını sürdürmeye devam ettiler.
Eşi ile birlikte Paulo Coelho Enstitüsü'nü kurarak yoksul çocuk ve yaşlılara yardım etmeyi amaçlamışlardır.

1979 yılında İslami Devrim döneminden sonra İran'a düşünce paylaşımı için davet edilen ve Müslüman olmayan ilk yazardı.

1986 yılında Hristiyanların geleneksel yoluculuğuna çıktı. Bu yolculuk Batı Avrupa'dan başlayarak İspanya'da son buldu.



ESERLERİ:

  • Elif
  • Beşinci Dağ
  • Işığın Savaşçısı Elkitabı
  • On Bir Dakika 
  • Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum ve Ağladım
  • Simyacı
  • Şeytan ve Genç Kadın
  • Veronika Ölmek İstiyor
  • Zahir
  • Hac
  • Portobello Cadısı
  • Kazanan Yalnızdır
  • Brida
  • Akra'da Bulunan Elyazması
  • Aldatmak

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Paulo Coelho'nun en sevilen kitabı olan Simyacı, Coelho'dan okuduğum ilk kitaptı. Bir abla tavsiyesi üzerine okumuş, herkes gibi bende çok sevmiştim.
Üstte de gördüğünüz gibi daha okuyabileceğim birçok kitabı var.
Çok kabarık bir okuma listem var şu sıralar... ve Coelho'nun kitaplarından bazılarını da bu listeye dahil edeceğim. :) 
Coelho'dan çok sevdiğiniz ve tavsiyede bulunabileceğiniz kitaplar var mı?
Tavsiyelerinizi bekliyorum...

Sevgiler!

16 Eylül 2014 Salı

#okuduklarım14: Ölü Kelebeklerin Dansı/Hüsnü Arkan

Merhaba!
Bu sene ki okuma hedefimi tamamlamış bulunuyorum. :) Yirmi sekiz kitap okumaktı hedefim. İlk kez hedef koymuştum kendime. İlk olduğu için sayıyı biraz az tutmaya çalıştım. Hedefimi şimdiden tamamladım çok şükür...


Hüsnü Arkan'ın Ölü Kelebeklerin Dansı kitabini da bitirdim. Kitap; bir ölünün, ölümden sonraki günlerini kendi ağzından anlatmasıyla ilginç bir hale gelmiş. Arka kapaktan şöyle bir yazıyı da paylaşayım;
" Ölü Kelebeklerin Dansı, ölümünün on altıncı gününde anılarını yazmaya karar veren bir anti kahramanın serüvenini anlatırken okuru bir düş dünyasının derin sularında gezdiriyor, ölümü ve yaşamı sorgulatıyor. "

Kahraman; ölümünden sonraki günleri anlatırken, ölmeden önceki hayatını da ele alıyordu bazen. Okurken birkaç kez acaba ölemeden önce mi yoksa sonra mı yaşamış bunları diye sormadan edemedim kendime. Kendi kendime güldüğümde çok oldu. :) Yok canım bu öldüğü günler falan dedim ama kafam karıştı işte birkaç kez. Kötü anlamda bir yorum değil bunlar, yanlış anlamayın :) Yine benim kafayı kitaba vermememden kaynaklanıyor.


Kitabın sonlarında, kitap neden bu ismi almış anlaşılıyor. Sonunu beğendim ben. Fakat daha farklı, daha ilginç bir son da olabilirdi. Tabii kitaplar çoğu zaman ya ölümle sonlanır ya da mutlu bir yaşamla devam eder.
Zaten kitap kahramanı bir ölü, Sonunda ne olacak merak edip durdum. Bir ölünün tekrar öleceğini beklemiyordum :)

Hüsnü Arkan'ın kalemini değişik buldum. Hayal dünyasını da...
Bunun devamında diğer kitaplarını da okumak istiyorum. Umarım kısmet olur.
Siz de okuyun :)

Şimdilik benden bu kadar.
Sevgiler!

14 Eylül 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #11: Hüsnü Arkan

Hüsnü Arkan 1958 yılında; İzmir'in Kınık ilçesinde doğdu. 1975 yılında Bergama Lisesi'ni bitirdi. Ankara Devlet Mühendislik ve Mimarlık Yüksek Okulu'nda üç yıl mimarlık okuduktan sonra, 9 Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültes'inden mezun oldu.

1985'te kesinleşen cezası nedeniyle yurt dışına çıktı. Bir yıl Atina'da, beş yıl Hollanda'da, iki yıl Köln'de yaşadı. 1987 yılında, Amsterdam'da, arkadaşlarıyla Hezarfen adlı müzik grubunu kurup, Avrupa'nın birçok kentinde kendi şarkılarını seslendirdi. [...] 1993'te Türkiye'ye geri döndü.

Hüsnü Arkan, Türkiye'ye geri döndükten sonra, bir yandan da edebiyat çalışmalarını sürdürdü. İlk romanı Ölü Kelebeklerin Dansı, 1998 yılında Metis Yayınları'ndan çıktı. Romanda, küresel adaletsizlik ve mültecilik konularını işledi.

İkinci romanı, Menekşeler Atlar Oburlar'da, 12 Eylül faşizmi koşullarını, iktidar sahipliğini, bireyin iktidarla ve kaderiyle ilişkisini işledi. Bu kitap 2001 yılında, Om Yayınları'ndan çıktı.


Üçüncü kitabı Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer, 2005'te Yapı Kredi Yayınları'ndan çıktı. 1914 Şark Savaşı'nı konu alan romanda, İstanbul'dan Orta Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada, yüz yıla yakın bir tarihi alanda, savaşın insan kaderiyle ilişkisini inceledi.

Aynı yıl, edebiyatçı Yiğit Bener ve Levent Mete'yle birlikte, ayda bir yenilenen iktidarsız.com adlı internet sitesini yayınlamaya başladı. Bu sitede yetmişe yakın makalesi yayınlandı.



Yine aynı yıl, Seyhan Kitap'tan, Hiçe Doğru adlı şiir kitabı yayımlandı.

2008 yılında, Uyku adlı romanı İthaki Yayınları'ndan çıktı. İlk kitabındaki gibi, fantastik öğelere yer verdiği bu romanda, karşı-ütopya kavramını ve siyasi alanla birey arasındaki ilişkileri eleştirdi.

Romanlarında ve şiirlerinde, genel olarak, adalet, ahlak ve bireyin kaderiyle ilişkisi temalarını ele aldı.

Hüsnü Arkan, müzik ve edebiyat çalışmalarını halen İstanbul'da sürdürmektedir.

ESERLERİ:

  • Ölü Kelebeklerin Dansı
  • Menekşeler Atlar Oburlar
  • Mino'nun Siyah Gülü
  • Uyku
  • Hiçe Doğru
  • Uzun Bir Yolculuğun Bittiği Yer
  • Hırsız ve Burjuva

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Hüsnü Arkan'ın ilk kitabı olan Ölü Kelebeklerin Dansı kitabını okuyorum bu sıralar. Düşünceleri, hayal dünyası bana ilginç geldi. Sanıyorum diğer kitaplarını da okuyacağım. 
Hüsnü Arkan müzikle de uğraşıyormuş. Bunu da  daha yeni öğrendim. :) Müziklerini hiç dinlemedim ve artık ilk işim müziklerini dinlemek olacak... Çok beğendiğim bir şarkısı olursa sizinle de paylaşırım :)

Hüsnü Arkan kitapları okudunuz mu? Düşünceleriniz nelerdir? Fikirlerinizi paylaşırsanız çok sevinirim :)

Şimdilik hoşça kalın.
Sevgiler!

12 Eylül 2014 Cuma

#okuduklarım13: Dokuz Öykü/J.D.Salinger

Merhaba!
Bugün günlerden Cuma.
Öncelikle Cumanız mübarek,dualarınız kabul olsun inşallah...

Salinger'in Dokuz Öykü adlı kitabını okuyup bitirdim. Kitabın isminden de anlaşılacağı gibi içinde dokuz tane öykü barındırıyor. Gelelim benim fikrime...

Açıkçası öykülerin çoğundan bir şey anlamadım, dersem bana kızmayın. Her öykü aslında kendi içinde bir mesaj taşıyordu sanıyorum. Fakat ben kitabın çevirisinde bir sorun olduğunu düşünüyorum. Yanılıyor da olabilirim. Çeviri mükemmel olup, ben bir şey anlamamış da olabilirim :)

Salinger, bizim Türkçede de olduğu gibi çoğu kez, iki ya da üç farklı anlama gelebilen kelimeler kullanmış. Sayfa sonlarında çeviriyi yapan kişi hep dip notlar da bulunmuş. Öyküleri oturup tek tek düşünmek gerekiyordu bence.

Şimdi dönüp bakıyorum da, aklımda kalan şöyle harika bir öykü yok... Anlayacağınız ben bu kitapla pek tatmin olmadım. Hep bir şeyler eksikti. Başladığım her öykü de ''bu kez beğeneceğim galiba'' dedim durdum ama hiçte öyle olmadı...

Yoksa kendimi Salinger'in 'Çavdar Tarlasında Çocuklar' adlı kitabına saklıyor olmayayım ...? :)
Belki de... Neyse bundan sonra zaten sıra o kitapta.

Şimdi de gelelim tavsiye edip, etmediğim konusuna...
Dediğim gibi belki bu kitap bana hitap etmedi ama sizin başucu kitabınız bile olabilir.
Yeni bir yazar tanımak istiyorsanız, yeni öyküler okumak istiyorsanız, okuyabilirsiniz.
Çavdar Tarlasında Çocuklar kitabını okuyanlar için de söyleyeceğim şey; okuduğunuz kitap siz de nasıl bir izlenim bıraktı bilemeyeceğim. Bu kitap sizin beklediğinizin altında kalabilir ya da beklediğinizin çok daha üstüne çıkabilir. Yani net bir cevabım yok...

Sormak istedikleriniz olursa iletişim formundan bana ulaşabilirsiniz...
Şimdilik hoşça kalın. Ben Hüsnü Arkan'ın Ölü Kelebeklerin Dansı kitabını okumaya gidiyorum :))

Sevgiler!

7 Eylül 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #10: Hakan Günday

Hakan Günday, 29 Mayıs 1976'da Yunanistan'ın Rodos Adası'nda doğdu. İlk öğrenimini Brüksel'de tamamladı. Ankara Tevfik Fikret Lisesi'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Ebedebiyat Fakültesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümü'nde üniversite eğitimine başladı.


Bir yıl sonra Universite Libre de Bruxelles'in Siyasal Bilimler bölümüne geçti. Öğrenimine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesinde devam etti. İlk romanı Kinyas ve Kayra'yla edebiyat çevrelerinin ilgiyle izlediği ve kendi okur kitlesini yaratan bir yazar olan Günday'ın eserleri Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştır.

ESERLERİ:

  • Kinyas ve Kayra
  • Zargana
  • Piç
  • Malafa
  • Azil
  • Ziyan
  • Az
  • Daha

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Hakan Günday'ın ilk romanı olan Kinyas ve Kayra'yı daha üç gün önce bitirdim. Kitap yorumuna burdan bakabilirsiniz: Kinyas ve Kayra
Kısa sürede birçok okur kazanmış Hakan Günday Kinyas ve Kayra'yla. Fakat beni tam olarak kazanamadı bu kitapla... 
Belki diğer kitaplarıyla bu şansı yakalayabilir :)
Hakan Günday kitapları okudunuz mu hiç?
Bundan sonra hangi kitabını okuyacağım konusunda bana tavsiye de bulunur musunuz?
Hakan Günday'la ilgili başka söyleyecek bir şeyim yok sanırım...
Şimdilik hoşçakalın.

Sevgiler!

4 Eylül 2014 Perşembe

#okuduklarım12: Kinyas ve Kayra/Hakan Günday


Sayfa 136: Ve sandalyeden doğrulurken, tekrar görüşme dileklerimizi birbirimize tekrarlarken, ''Kusra bakma. Daha adımı söyleyemedim. Ben, Kayra Kara'' dedim.
  O anda aklıma gelmişti bu soyadı. Biraz fazla roman kahramanı ismi gibiydi ama olsun, yine de akılda kalacak kadar tuhaftı. 
  Ve elimi sıkarken yine o huzurlu sesiyle, ''Memnun oldum!'' dedi. 
  ''Ben de Hakan Günday...''

Bu paragrafı okuyuncaya dek; bu kitabı nasıl okuyup bitireceğim diye düşünmüyor değildim. Oldukça kalın ve sıkıcı olarak nitelendirdiğim bu kitap, yukarıdaki sözlerle beni güldürmeyi başarıp, okuma hevesimi geri getirdi.

Başlarda çok sıkılmıştım okurken. Hatta arada bir bu kitabı elimden bırakıp, üzerine 2-3 kitap daha okuduğumda oldu. Önemli olan ilk 300 sayfasına kadar dayanabilmek. Sonra zaten bir sarıldınız mı kitaba bir daha bırakasınız gelmiyor. Ne olacak, nasıl bitecek diyerek hemencecik okuyuveriyorsunuz.


Tavsiye eder misin? diye sorsanız, aslında net bir cevap veremem. Neredeyse bir aydır elimde bu kitap. Neyse ki okuyup bitirebildim :) Ama ben çok sıkılsam da size tavsiyede bulunabilirim. Siz de 300'üncü sayfaya kadar dayanıverin n'olacak canım? :) Hakan Günday, sonraları kitaplarını alıp okuyacağım bir yazar. Diğer kitaplarına da merak duydum...

He bir de şunu dile getireyim. Belki bilirsiniz, ''TAMAM MIYIZ?'' filmini bu kitabı okumadan çok önce izlemiştim. Şimdi anlıyorum, neden bu filmde Kinyas ve Kayra kitabının kullanılmış olduğunu. Eğer siz hala izlemediyseniz bu filmi, kitabı okuyup bitirdikten sonra izleyebilirsiniz. Bu da küçük bir tavsiye olsun benden :)

Yılın 26. kitabını da okumuş bulunuyorum. Benim için Eylül ayıda güzel geçiyor. Sizin keyifler nasıl? :)
Hepinize kocamannn Sevgiler!

31 Ağustos 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #9: Dan Brown


 22 Haziran 1964 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde dünyaya gelen ünlü yazar Dan Brown, Amherst Koleji ve Philips Exeter Akademisinden mezun olmuştur. Annesi ilahiyat müzisyeni, babası ise matematik profesörüdür.

Öğrencilik hayatı bittikten sonra eğitim görmüş olduğu okullarda İngiliz öğretmenliği yapan ünlü yazar Dan Brown, 1996 yılında çıkardığı ve kendisini büyük üne kavuşturan ilk kitabı ''Dijital Kale'' ile birlikte kısa süre içerisinde bütün dünyada adından söz ettirmiştir.

Yayımlanan ilk kitabının ardından Dan Brown, elektronik kitap listelerinde bir numaraya çıkmıştır. Bu kitabında yazar Ulusal Güvenlik ile sivil halk arasındaki ince ilişkiyi anlatmıştır. Yazarın ikinci kitabı olan ''İhanet Noktası'' adlı kitabının ilk basımı 2001 yılında gerçekleşmiştir. Yazar bu kitabında ahlak ve gizli teknolojiler hakkında konuları kaleme almış ve bütün dünyada büyük ses getirmiştir.

Dan Brown'un üçüncü kitabı ise ''Melekler ve Şeytanlar'' dır. Bu kitabında da Vatikan, Roma ve Cern Laboratuvarlarında geçmektedir. Bilim ve din konularını işleyen gerilim türünde bir romandır.

2004 yılında yayımlanan dördünce ve en çok ses getiren kitabı olan ''Da Vinci Şifresi'' ile ününe ün katmıştır. Bu kitabı yayımladıktan sonra özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletlerinde büyük yankı uyandırdı ve büyük tartışmaları beraberinde getirdi.


Yazar 15 Eylül 2009 tarihinde yayımlanan beşinci romanı da, mason olan dedesinden etkilenerek ''Kayıp Sembol'' kitabını kaleme almış ve bu kitabında masonluktan bahsetmiştir. Yazarın kaleme aldığı bütün kitapları büyük okuyucu kitlesine sahiptir. Yazarın kitaplarının basılmasını sabırsızlıkla bekleyen yüz binlerce kişi bulunmaktadır.

Ayrıca Dan Brown'un yazdığı kitapların bazıları beyaz perdeye aktarılmıştır. Beyaz perdeye aktarılan bu kitaplar sinema salonlarının dolmasına ve izleyici rekorları kırılmasına neden olmuştur. Yazarın kitaplarında bahsedilen şehirlerde turist akımına uğramakta ve bu şehirlere önemli maddi getiri sağlamaktadır.

Dan Brown'un merakla beklenen ve bugünlerde piyasaya çıkan son kitabı olan ''Cehennem'' in bir kısmı da İstanbulda Ayasofyada geçmektedir.Bütün kitaplarında olduğu gibi, takipçileri bu kitabını sabırsızlıkla beklemiştirler. Dan Brown bu son kitabında okuyucularını; şifreler, semboller ve gizli geçitlerden oluşan bambaşka bir dünyada yolculuğa çıkartacağı konusunda açılamada bulunmuştur.


ESERLERİ:

  • Dijital Kale
  • İhanet Noktası
  • Melekler ve Şeytanlar
  • Da Vinci Şifresi
  • Kayıp Sembol
  • Cehennem

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Dan Brown'un ilk kitabı olan Dijital Kale kitabını okumuştum ve sevmiştim. Çok net hatırlayamasam da kitap sürükleyici ve güzeldi.
Son çıkan kitabı olan Cehennem, en çokta; İstanbul Ayasofyada birtakım olaylar anlatıldığından çok merak duyduğum bir kitap. Sonuçta yabancı bir yazar ülkemizden bir mekanı ele alıp anlatmışsa, merak duygularımız artmalı :) Ve o kitabı alıp okumalıyız...
Eğer sürükleyici bir şeyler okuyayım derseniz Dan Brown okuyabilirsiniz. Diğer kitaplarını okumadım ama yanıltacağını düşünmem. Dünya çapında sevilen bir yazar Dan Brown. Siz de seversiniz mutaka :)

Yorumlarınızı bekliyorum ;)

Sevgiler!



24 Ağustos 2014 Pazar

HerPazarBirYazar #8: Oğuz Atay

Oğuz Atay, 12 Ekim 1934 yılında İnebolu'da doğdu. Bir süre milletvekilliği yapan, ağır ceza hakimi Cemil Atay'ın oğludur.

İlk ve Orta öğrenimini 1939'da ailesiyle birlikte gittiği Ankara'da tamamladı. Maarif Kolejini ve İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesini bitirdi. Devlet Mimarlık ve Mühendislik Akademisi Harita Kadastro Bölümü Ölçme Bilgisi kürsüsünde öğretim görevlisi oldu.

1975 yılında Doçent olan ve topografya ve yol inşaatları dersi veren Oğuz Atay'ın ''Topografya'' adlı bir ders kitabı vardır.

Beyin tanısı nedeniyle gittiği İngiltere'den tedavinin imkansız olduğunu öğrenerek dönen ''Tutunamayanlar'' yazarı Oğuz Atay, 13 Aralık 1977'de İstanbul da hayata veda etti.

Edebiyat sevgisi ilk zamanlar kiralayarak okuduğu romanla başlar Atay'ın. Oscar Wilde, Gorki, Dotoyevski, Stendhal'i okur. Daha sonraları Kafka, Joyce, Conrat, Grass, Sabahattin Ali ve Yusuf Atılgan en sevdiği yazarlar arasında yer alır Oğuz Atay'ın.



Oğuz Atay'ın türk romanında bir aşama olarak kabul edilen ''Tutunamayanlar'' romanı, Turgut Özmen adlı genç bir mühendisin anlaşılmaz bir biçimde kaybolmasıyla başlar.
Gelenekten kopuş, Batı Uygarlığı karşısında eziklik, topluma ve kendine yabancılaşma, romanın başlıca konularıdır. Tutunamayanlar da şiirden oyuna kadar her yazı türü kullanılır. Kendi acısı ve isyanıyla, kendisi dalga geçer.


Hayata, olup bitenlere, oyun gözüyle bakar Oğuz Atay. Onun için oyun bir anahtardır. Eserlerindeki kişilerde hayatla oyunu birbirinden ayırmazlar. Oğuz Atay için oyun, gündelik hayatın basitliğinden, tekdüzeliğinden kaynaklanan sıkıntıya karşı bir önlem, bir sığınmadır.
Yazarın hayattayken oynanmasını çok istediği ''Oyunlarla Yaşayanlar'' adlı oyunu, ancak ölümünden sonra sahnelenebilmiştir.

Edebiyat dünyasına ilk romanı olan ve TRT 1970 roman ödülünü kazanan Oğuz Atay'ın ''Tehlikeli Oyunlar'', ''Bir Bilim Adamının Romanı'' ve yarıda kalan ''Eylembilim'' adını taşıyan romanları yayınlandı.
Hikayeleri ''Korkuyu Beklerken'' adlı kitabında toplandı.


ESERLERİ:

  • Tutunamayanlar
  • Tehlikeli Oyunlar
  • Bir Bilim Adamının Romanı
  • Korkuyu Beklerken
  • Oyunlarla Yaşayanlar
  • Eylembilim


BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Oğuz Atay... Kalemine hayran olduğum bir yazar...
Düşünceleri, üslubu ayrı bir güzel. 
Oğuz Atay'a diyecek söz bulamıyorum doğrusu :)

Siz de hiç Oğuz Atay kitabı okudunuz?
Fikirlerinizi öğrenmek isterim...
Yorumlarınızı eksik etmeyin.

Sevgiler!

21 Ağustos 2014 Perşembe

#okuduklarım11: Son Ada/Zülfü Livaneli


Son Ada; çok beğendiğim bir kitap oldu. Gerçek hayatta yaşadıklarımızın birebir aynısı ancak bu kadar doğru ve dokunaklı anlatılabilirdi. Demokrasinin insan hayatındaki yeri, insanoğlunun aldanışları, pişmanlıkları, nasıl dolduruşu getirildikleri bence mümkün olduğunda iyi dile getirilmiş.

Kitabı okumadan önce düşündüğüm ilk şey; '' demokrasi falan varsa pek sevmem'' demiştim. Siyaseti falan hiç sevmem çünkü. Ama kitabın yazarı Zülfü Livaneli olunca hayal kırıklığına uğramayacağımı tahmin etmiştim. Öyle de oldu. Her zamanki gibi sürükleyici ve gayet anlamlı bir kitap olup çıkmış yazarın elinden. Zülfü Livaneli ile tanışmak, aynı karede olmak ve kitaplarından birinin köşesine imza çaktırmak şart oldu :)

Kitabın içeriğinden, neler yaşandığından hiç bahsetmek istemiyorum. Bence okuyup, görmelisiniz. Hissetmelisiniz...
Ama şunu söyleyeyim; doğa her zaman kazanıyor. Kitabın en önemli karakterleri martılardı bence. Ve kazanan da martılar oldu. Olması gerektiği gibi...

Bu arada kitapla ilgili birkaç kelam daha edeceğim. Son Ada kitabı, başucu kitabı olmaya ideal bir kitap. Çünkü insana normalde olması gerekenleri hatırlatıyor. Demokrasinin hayatımızı ele geçirdiğinin kanıtlayıcısı. İnsanı gerçekten düşünmeye iten bir kitap ve herkesin okuması gereken bir kitap. Siz de okuyun, arkadaşlarınıza, sevdiklerinize okutun. Hiç okumayan arkadaşlarınıza bile bu kitabı önerebilirsiniz. Ben tavsiyemi yaptım sıra sizde :)

Arka kapak yazısıyla sizleri başbaşa bırakıyorum...
Sevgiler!



ARKA KAPAK

Livaneli’den alegorik ve sarsıcı bir roman…

Darbeci bir başkan, emeklilik yıllarını geçirmek üzere, herkesin her şeyiyle hoşnut olduğu cennet bir adaya yerleşir. Başkan, ruhuna dek işlemiş olan yıkıcılık potansiyelini, geçmiş politik gücünden de yararlanarak kullanmaya kararlıdır. Bu doğrultuda tüm adayı etkileyecek müdahalelere girişir. 

Önceleri sıradan görünen bu müdahaleler, sonunda düşmanı düşmana kırdırmaya dek varacaktır. Başta martılar olmak üzere, ada halkı dahil tüm canlılar Başkan’ın acımasızlığından payını alacaktır. Bu arada durdurulamaz görünen bu gidişe direnen bazı sesler de vardır…

Livaneli Son Ada’da, düşsel bir ülkede yaşanan aslında hepimizin aşina olduğu olayları alegorik bir anlatımla verirken, politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahalelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.

Sayfa Sayısı: 185