21 Mart 2015 Cumartesi

Tıpkı Sizin Gibiyiz +1 Farkla

Birleşmiş Milletler, 10 Kasım 2011 tarihi itibari ile 21 Mart gününü resmi Dünya Down Sendromu Günü olarak tanımıştır. Farkındalığın 21 Mart günü olmasının nedeni ise 21. kromozomlarının 2 tane olması yerine 3 tane olması takvimlerde 21 ve 3 rakamını özel kılıyor. Peki nedir Down Sendromu?

En basit tanımıyla Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. İnsan vücudunu oluşturan kromozomların 23 tanesi anneden , 23 tanesi ise babadan gelmektedir. Down Sendrom'unda 21. kromozom 2 değil 3 adet olmaktadır. Bunun sonucu olarak toplam kromozom sayısı 46 değil 47 olmaktadır.


Down Sendromlular'da görülen bazı fiziksel özellikler: Çekik küçük gözler, basık burun, kısa parmaklar, kıvrık serçe parmak, kalın ense, avuç içindeki tek çizgi, ayak baş parmağının diğer parmaklardan daha açık olmasıdır. Bu özelliklerin hepsi veya birkaçı görülebilir.

Down Sendromlu bebekler istisnalar olmakla beraber yaşıtlarından daha yavaş büyürler. Zihinsel gelişimleri geriden gelmektedir. Bu gerilik, yaş büyüdükçe daha belirgin olarak gözükmekte, ama uygun eğitim programları ile Down Sendromlu çocuklar da pek çok başarıya imza atmakta ve toplum hayatı içinde anlamlı hayatlar kurabilmektedirler. Burada düzenli ve disiplinli bir eğitim programı ve bol tekrar en önemli faktördür.

Down Sendromlu bireyler genel olarak yaşıtlarından daha kısa boylu olurlar ve metabolizmalarının yavaş çalışması nedeni ile doğru beslenme alışkanlığı edinmezlerse ileri yaşlarda kilo problemi yaşayabilirler.


Down Sendromu'na sahip bireyler sosyal hayatta bir çok şey yapabiliyorlar. Eskiden okuyamaz bile denilen bu bireyler artık lise, hatta üniversite bitirebilmekte, ikinci bir dil öğrenebilmekte, çalışabilmekte, bağımsız veya yarı bağımsız hayatlar sürebilmektedirler.


Down Sendromlu bebekler her şeyden önce bebeklerdir. Beslenme, temizlenme, sevilme ihtiyacı duyan; acıkınca, sıkılınca ağlayan, kızan, küsen, gülen, geceleri sizi uyutmayan bebeklerdir.

Down Sendromlu gençler de cinsel kimlikleri bulunan, ergenlik bunalımı yaşayan, aşık olan, kalbi kırılan, kardeşi ile kavga eden, kapıları vurup bangır bangır müzik dinleyen, gülen, dans eden gençlerdir. Bizler gibi onlar da tüm duyguları yaşarlar.


Down Sendromu bir hastalık değildir. Unutmayın gerçek dostlar kromozom saymaz! Farklılaştırma, farkında ol.

15 Mart 2015 Pazar

HerPazarBirYazar #28: Yaşar Kemal


1922’de Osmaniye’nin Hemite köyünde doğdu. Asıl ismi “Kemal Sadık Göğceli” dir. 5 yaşında kan davası yüzünden babasını yitirdi. Bir kaza sonucu sağ gözünü kaybetti.

İlköğrenimini Adana Kadirli’de yaptı. Yazmaya ortaokul sıralarında şiirle başladı. Şiirleri Adana Halkevi’nin yayını olan “Görüşler Dergisi”nde yayınlandı.

Ortaokul son sınıfta okulu bırakmak zorunda kaldı. Irgatlık, amelebaşılık, pirinç tarlalarında su bekçiliği, arzuhalcilik, öğretmenlik, kütüphane memurluğu yaptı. Şiirleri, Ülke, Kovan, Millet, Beşpınar gibi dergilerde yayınlandı.

1950’de komünizm propagandası suçlamasıyla tutuklandı. 1951’de cezaevinden çıktıktan sonra İstanbul'a yerleşti. Cumhuriyet Gazetesi’nde fıkra-röportaj yazarlığı yapmaya başladı. 1962’de Türkiye İşçi Partisi Yönetim Kurulu üyeliğine seçildi. 1963’ten sonra gazeteciliği bırakıp kendini tümüyle
kitaplarına verdi.

1973’te Türkiye Yazarlar Sendikası’nın kuruluşuna katıldı, 1973-1974’te genel başkanlığını yaptı. 1952’de ilk kitabı “Sarı Sıcak” yayınlandı. Bu bir öykü kitabıydı. İlk romanı “İnce Memed” 1955’te yayınlandı. 1955-1984 arasında öykü, roman, röportaj ve makalelerden oluşan 33 kitabı çıktı.
Yaşar Kemal, Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazardır.

28 Şubat 2015 tarihinde organ yetmezliği sebebiyle yoğun bakımda olduğu hastanede vefat etmiştir.


ESERLERİ:

Roman: 
*Teneke
*Beyaz Mendil
*İnce Memed I
*İnce Memed II
*İnce Memed III
*İnce Memed IV
*Namus Düşmanı
*Ala Geyik
*Ölüm Tarlası
*Yılanı Öldürseler
*Ortadirek
*Demirciler Çarşısı Cinayeti
*Yumurcuk Kuşu (Kimsecik I)
*Kale Kapısı (Kimsecik II)
*Kanın Sesi (Kimsecik  III)
*Yer Demir Gök Bakır
*Üç Anadolu Efsanesi
*Ölmez Otu
*Ağrı Dağı Efsanesi
*Çakırcalı Efe
*Yusufçuk Yusuf
*Al Gözüm Seyreyle Salih
*Kuşlar da Gitti
*Deniz Küstü
*Hüyükteki Nar Ağacı
*Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (Bir Ada Hikayesi I)
*Karıncanın Su İçtiği (Bir Ada Hikayesi II)
*Tanyeri Horozları (Bir Ada Hikayesi III)
*Çıplak Deniz Çıplak Ada (Bir Ada Hikayesi IV)
*Tek Kanatlı Bir Kuş

Öykü:
*Sarı Sıcak

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ: 

Yaşar Kemal'i geçtiğimiz ayın son gününde kaybetmiştik. Ben daha kitaplarıyla tanışamadım. Şimdi hayatını incelediğimde ne kadar çok eseri olduğunu gördüm. Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilen ilk Türk yazarmış. Bir Yaşar Kemal kitabı okusam diyorum fakat o kadar çok eseri var ki hangisini okusam bilemiyorum. Sizin tavsiyede bulunabileceğiniz kitapları varsa öğrenmek isterim :) Keyifli pazarlar diliyorum hepinize.

Sevgiler!

9 Mart 2015 Pazartesi

#okuduklarım32: Dudaktan Kalbe/Reşat Nuri Güntekin

Bir kitap daha bitti, beni de bitirdi. Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu kitabından sonra kalbimde yer eden bir kitap oldu Dudaktan Kalbe. Lamia ve Kenan'ın aşkalarının peşi sıra sürüklendim durdum okurken. Aşklarıyla başka bir dünyaya atıldım, acılarıyla bende yüzleştim.

Fakat yine en büyük acıyı ve ıstırabı çeken kadın karakter oldu. Bazı acı şeylerin sonucuna katlanmak yine kadına kaldı. Toplum tarafından kötü gözle bakılan, dışlanan taraf yine kadın oldu. Bende Lamia ile üzüldüm, ağladım, onun acısına da sevincine de ortak oldum.

Vazgeçişler, kabullenişler, sineye çekişler... Yapılmış ve sonradan akla düşen hatalar. Üzerinden koca bir zaman akıp geçtikten sonra bu hatalardan geri dönmek bazen işe yaramıyor. Kitap isminin hakkını da oldukça iyi veriyor. Aşkın dudaktan kalbe bir zehir gibi aktığı güzel bir hikâyeye tanıklık ediyorsunuz.

Reşat Nuri Güntekin ile daha tanışmamış olanlar varsa hala, elini çabuk tutsun derim :) Pekâlâ ilk olarak bu kitabı okumanızı da tavsiye edebilirim. Ve tabii Çalıkuşu kitabıyla  başlamak daha bir güzel olacaktır. Sonra zaten tüm kitaplarını mutlaka okumak isteyeceksiniz.

Ben böyle çok sevdiğim yazarların kitaplarını bir çırpıda okumak istiyorum fakat kitaplarının hepsini okuduğumda da başka okuyacak kitabı kalmama korkusu var :) Öyle bir ruh haline de sahibim şu sıralar.
Bir iki haftadır buralarda değildim ya çok özlemişim buraları :)

Hepinize kocaman Sevgiler!

28 Şubat 2015 Cumartesi

#okuduklarım31: İskender/Elif Şafak


Yeni yazarlar keşfetmeyi seviyorum. Hele ilk kez kitaplarını okuyupta beğendiysem bir yazarı, çok daha güzel oluyor. Elif Şafak'ta yeni tanıştıklarım arasında. Kalemini gayet akıcı buldum. İskender tahmin ettiğimin üstünde bir romandı. Roman yurtdışına göçmüş bir kürt aileyi anlatıyor. Töre ve cinayette var işin içinde. Okurken sıkmayan, şaşırtıcı bir eserdi.

Benim okuduğum ilk Elif Şafak romanıydı. Bir ikinci romanını da okumak istiyorum.



Öncelikle kitaba başlarken daha ilk sayfalarda böyle bir soy ağacıyla karşılaşıyorsunuz. Bunu görünce benim gözüm korkmadı değil. Çok fazla karakter var ve ben bu kitabı nasıl bitirecektim, bilmiyordum.

Fakat bir kez başladıktan sonra zaten karakterleri tanıyorsunuz ve her şey  yerli yerine oturuyor. Her bir karakterin yaşantısı kitabın aralarına serpiştirilmiş. Bölüm bölüm karakterleri tanıyorsunuz.


Kitapta beni yoran bir şeyden bahsetmek istiyorum.
Ana karakterimiz İskender'in hayatı anlatılırken farklı bir yazı tipi kullanılmış kitapta. Bu yazı tipi benim gözlerimi çok yordu açıkçası. Hani bu bölümlere başladığımda sonunu nasıl getireceğimi bilemediğim oldu. Okula gidip gelirken serviste okumak daha zordu. Ama büyük bir azimle okudum :)

Dediğim gibi kitap sıkmayan ve gayet akıcı bir eserdi. İçerisinde şaşıracağınız noktalar da olacak, duygulandığınız noktalar da. Tavsiye edebileceğim iyi bir eser İskender.

Sevgiler!

24 Şubat 2015 Salı

Kütüphane Ziyareti | 3




Uzun zamandır gitmiyordum kütüphaneye. Dün Ayşe Kulin'in Handan kitabına başlayacaktım fakat seriye ait bir kitap olduğunu öğrenince yeni bir kitap almak lazım geldi. Kütüphane üyeliğimi de yenilemem gerekiyordu. Bugün hem üyeliğimi yeniledim hem de iki kitap aldım geldim :)

Kitapları incelerken rafların arasında Hasan Ali Toptaş çarptı gözüme. Daha tanışmadığım bir yazar kendileri. Fırsat bu fırsat, bulmuşken okumalıyım dedim kendimce. Heba kitabı hakkında yazılanları da okudum ve iyice meraklandım. Okuduysanız eğer sizin düşüncelerinizi bilmek isterim. Şimdilik umarım beni yanıltmaz diyorum ve Heba ile okumaya başlıyorum...

Bugün aldığım bir diğer kitap ise kalemini çok beğendiğim Reşat Nuri Güntekin'den Dudaktan Kalbe kitabı. Daha önce Çalıkuşu ve Damga kitaplarını okumuş çok beğenmiştim. Bu kitabı da çok seveceğimi düşünüyorum. :) Heba kitabı biter bitmez okunacak...

İnstagramda da yazdığım gibi buraya da yazıyorum.
''Yaşasın kitaplar, yaşasın kütüphaneler!'' :))

Sevgiler!

15 Şubat 2015 Pazar

HerPazarBirYazar #27: Sylvia Plath

Sylvia Plath 1932'de Massachusetts'de, Alman bir baba ve Amerikalı bir anneden dünyaya geldi. Babası Otto Emile Plath, Almanya'dan Boston Üniversitesi'ne gelmiş bir Alman zooloji profesörüydü. Sylvia henüz 8 yaşındayken babası Otto rahatsızlanarak öldü. Hayatı boyunca ileri derecede manik-depresif bozulukla yaşamak zorunda kalan Sylvia için bu olay bir dönüm noktası oldu. İlk şiiri 1940 yılında, 8 yaşındayken yayımlandı.

Plath, kazandığı Fulbright bursuyla Cambridge Üniversitesi'ne gitti. Şiirleri öğrenci gazetesi olan Varsiry'de yayınlanıyordu. Okulda eğitimine devam ederken geçirdiği ağır depresyon neticesinden intihara teşebbüs etti.

1956 yılında daha sonra eşi olacak olan ingiliz şair Ted Hughes ile tanıştı. Evlendikten sonra eşi ile birlikte Boston'da yaşamaya başladı. Sylvia hamile kaldıktan kısa bir süre sonra eşi ile birlikte Londra'ya yerleşti.

1963 yılında ''Victoria Lucas'' takma adıyla tek romanı olan Sırça Fanus'u yayınlandı. Roman ancak ölümünden sonra gerçek adıyla yayınlandı. Üniversitede yaşadığı bunalımlı günleri yarı otobiyografik bir dille anlattığı romanında hayatındaki kişileri ve olayları detaylı olarak anlattı. Plath'ın annesi kitabın ABD'de yasaklanması için girişimde bulunsa da başarılı olamadı.

1962 yılında ilk çocuklarının doğumundan kısa bir süre sonra çiftin arası ihanet yüzünden açıldı. Yaşadıkları ve depresif kişiliği yüzünden girdiği depresyon sonucunda 11 Şubat 1963'te evinde çocuklarına süt ve kurabiye hazırladıktan sonra kafasını fırının içine sokarak intihar etti. İntiharı yüzünden eşi Ted Hughes eleştirilere maruz kaldı.

11 yaşından beri günlük tutan Sylvia, ölümüne dek bu alışkanlığını sürdürdü. 1980 yılında, ''Sylvia Plath'in Günceleri'' adıyla yayımlandı.

ESERLERİ:

- Ariel
- Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı
- Sırça Fanus
- Üç Kadın
- Sylvia Plath'in Günceleri
- Suyu Geçiş

BAYAN'IN DÜŞÜNCELERİ:

Çok farklı bir yaşamı var Sylvia Plath'in. Hele intiharını okuyunca ağzım açık kaldı. Yazarın tek romanı Sırça Fanus. Yaşamını okuyunca bu kitabı hiç vakit kaybetmeden okumam gerektiğini düşündüm. Umarım okurum kısa zamanda...

Sevgiler!

#okuduklarım30: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali


Kitap: Kuyucaklı Yusuf/Sabahattin Ali (roman)
Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
Sayfa: 220 Sayfa

Sabahattin Ali.
Nasıl tarif edeyim bu adamı bilmiyorum. Kalemini beğendiğim, okurken farklı bir hissiyata sahip olduğum bir yazar... Şu ana kadar dört kitabını okuyup, hani ''gerçekten bu benim yazarım'' dediklerimden biri. Kuyucaklı Yusuf ile yine benim gönlümü fethettiği kesin.


Çocuk yaşında, bir gece ne olup bittiğini anlamadan hayata bir adım geride başlıyor Yusuf. Eşkıyalar Kuyucak köyünü basıp anasız babasız bırakıyor Yusuf'u. Kaymakam Salahattin Bey hemen kol kanat geriyor ve yanına alıyor bu küçük çocuğu. Kendisi için bir oğlan, kızı Muazzez için ise bir ağabey oluyor Yusuf...

Hemen alışamıyor Yusuf yeni hayatına. İçine kapanık, sessiz sedasız bir yaşam sürüyor. Hayat olduğu yerde duracak değil ya... Aylar, yıllar geçiyor. Muazzez evlenme çağına gelince annesi Şahinde kızı için en iyi damadı bulma telaşı içine giriyor. Bir gün Muazzez'i istemeye geliyorlar ve ortalık karışıyor... Bu fenalık uzun zaman yakalarını bırakmıyor.

Bazen eski yaşantısını geri istiyor Yusuf. Kendi evini,köyünü bırakıp başkasının yanında yaşamaya başlamamış olmak istiyor. Yalnız kalıyor. Belki pişman oluyor...

Bence okunmalı. Biraz eski dilde yazılmış kitapları da okumayı seviyorsanız tavsiye edebileceklerim arasında. Ve hala Sabahattin Ali'yle tanışmadıysanız hemen tanışın!
Diyeceklerim bunlar. Sabahattin Ali'nin hayatına ve eserlerine de buradan göz atabilirsiniz.

Arka Kapak:

"Bu manasız ve yabancı hayatta bir tek şeye hakikaten sarılmış, hakikaten inanır gibi olmuştu. Bu da karısı idi. Muazzez'in varlığı Yusuf için büyük, boşlukları dolduracak mahiyette bir şey değildi, fakat onun yokluğu müthişti. Onun bu kadar sebepsiz yere, bu kadar insafsızca Yusuf'un hayatından koparılması çıldırtacak kadar acı idi. Hayatında asıl aradığı şeyin Muazzez olmadığını biliyordu, fakat Muazzez olmadan bunu aramaya muktedir olamayacağını sanıyordu."

Kuyucaklı Yusuf Türk edebiyatının belki de en romantik kahramanıdır. Hayatın ve insanların zalimliği karşısındaki naif duruşu ile bir yandan trajik bir sona ilerlerken, bir yandan da yaşadığı lirik aşk hiyakesinin kahramanı olarak edebiyat tarihinde yerini almıştır.


Kuyucaklı Yusuf'un 1985'te çekilmiş bir de filmi var. Filmin kalitesi düşük olsa da linki burada. Ben hemen izlemeye gidiyorum :)

Sevgiler!