14 Mart 2018 Çarşamba

#okuduklarım39: Demir Ökçe/Jack London

Demir Ökçe
Kitabın adını da aldığı ''Demir Ökçe'' oligarşi kelimesini temsil ediyor. Oligarşi: siyasi gücün, birkaç kişinin bir grubun ya da bir sınıfın elinde bulunduğu yönetimdir. Olumsuz bir anlam taşımakta olup, sosyal ve siyasi hakların sınırlandırıldığı, kamu gücünün belli bir azınlık lehine adaletsizce kullanıldığı idarelerdir.

Aynı zamanda eser distopya olarak geçmekte. Distopyanın anlamına bakacak olursak; ütopyanın zıttı olarak düşünülebilir. Ütopya iyi bir dünyadan söz ederken, distopya kötü bir dünyadan söz eder. Her şeyin kötüye gittiği, insanların hak etmediği muamelelere maruz kalarak yaşadığı, karamsarlık üzerine kurgulanan yapıyı anlatır. İnsanlar bu durumun farkında değildirler ya da farkında olup bir şeyler yapmaya çalışsalar da sistem tarafından etkisiz hale getirilirler.

''Distopya Eser'' adını çoğu kez duymuştum ancak tam olarak ne ifade ettiği konusunda bir fikrim yoktu. Önce distopyanın ne olduğunu araştırmakla başladım işe ve hangi eserlerin distopya olarak geçtiğiyle ilgili bazı bilgiler edindim. Aslında daha önceden okumuş olduğum birkaç eserinde distopya türünde olduğunun şimdi farkına varıyorum. Bir de bu bilinçle okumuş olsaydım, bana daha çok şey katarlardı diye biraz hayıflanmıyor değilim...


Demir Ökçe kitabı, Amerika Birleşik Devletlerinde süregelen Oligarşinin eleştirildiği ve işçi haklarının gözetilmediği, sınıfsal ayrımların var olduğu bir toplumu kabul etmeyen kişilerin verdiği mücadeleyi konu alıyor. İşçi sınıfından (proletarya) olan Ernest Everhard'ın, orta sınıftan olan eşi Avis Everhard'ın (daha sonra işçi sınıfında yer alıyor) el yazmasını okuyorsunuz. Bu yazmada eşine duyduğu aşk ve sevginin yanı sıra, Oligarşiye karşı beraber verdikleri mücadeleyi görüyorsunuz. Zor bir dili olmadığı gibi, okurken sayfa sonlarında verilen dipnotların da olması kitabı okumayı kolaylaştırıyor. 

Kitapta toplumsal üç sınıftan söz ediliyor. Bunu Ernest'ın ağzından, kitaptaki bir kesitten açıklamanın yerinde olacağını düşünüyorum. ''Toplumda üç büyük sınıf var. İlki, Oligarşi. Zengin bankerlerden, demir yolu sahiplerinden, büyük şirketlerin yönetici ortaklarından ve tröstlerin* patronlarından oluşuyor. İkinci, orta sınıf, sizin sınıfınız. Çiftçilerden, tüccarlardan, küçük iş adamlarından zanaatkarlardan oluşuyor. Üçüncü ve son sınıfsa benim sınıfım, proletarya.* Ücretli işçilerden oluşuyor.'' diyor.

Ernest fikirlerini savunuşuyla, bilgeliğiyle yine beni etkileyen bir karakterdi. Bazen umutsuzluğa kapılsa da işçi sınıfının gücüne güvenen, sosyalizme ve devrime inanan biriydi. Ve eşi Avis de, Ernest'ı tanıdıktan sonra yanlış giden bir şeylerin farkına varıp,bu işi sorgulamaya başlamasıyla asıl gerçekleri görüyor. Onunla birlikte bende, bu gerçeklerin farkına daha da yakından varma şansı buldum.

Dünyada nelerin döndüğünün farkına varmak adına, kimilerinin el üstünde tutulurken, kimilerinin haklarınınsa bazılarının çıkarlarını korumak amacıyla oldukça kolay şekilde bir köşeye atılabildiğinin kanıtı niteliğinde Demir Ökçe. Distopya türünde okumalarım için başlangıç sayıyorum ben bu kitabı ve okunmalı diye düşünüyorum.

Keyfiniz bol olsun.

*Tröst: aynı mal üretimini gerçekleştiren çeşitli işletmeler birbirleriyle anlaşarak ve sermayelerini birleştirerek tröst meydana getirirler. Ekonomide serbest ticareti sınırlamak veya ortadan kaldırmak amacı taşır. Piyasaya hâkim olma düşüncesiyle hareket ederler.

*Proletarya: çalışanların yani emekçilerin oluşturduğu en alt tabakadır. Kapitalist toplumda burjuvazi* tarafından sömürülen sınıftır.

*Burjuva: köylü, işçi ya da soylu sınıfa dâhil olmayan, sosyal statüsünü ve gücünü; eğitiminden, işveren konumundan ve zenginliğinden alan kentli kişidir. Bu kişilerin oluşturduğu sosyal sınıfa burjuvazi denir.