27 Ekim 2014 Pazartesi

Kitap Tanıtımı: Günebakan-Elif Güçlüten (Çekiliş)

Herkeste olmayan öyle çok şeye sahipti ki… Parası, karizması, iyi bir işi, tek gecelik ilişkileri… Özenilecek bir hayata sahipti  Behiç Buğra Ferruhoğlu. Bir de kansere… Herkeste olmayan cinsten… Artık her şey geride kalmıştı. Tek göğsüne sığdırdığı büyük aşkı Füruzan için yaşamalıydı…

Gelirinin bir kısmı göğüs kanserine dikkat çekmek üzere MEMEDER’e bağışlanacak Günebakan’ı okurken aşkı hissedeceksiniz.


“Yatağımın karşı duvarında asılı duran, Füruzan’ın resmettiği tabloya takıldı gözüm.
Güneşe doğru yürüyen erkek silueti ve arkasında bıraktığı karanlık… Kansere karşı verdiğim savaşı
kazanmamı betimlemişti. Güneş yeniden doğuşumdu. Güneşim annemdi. Günebakanın güneşe olan tutkusu gibi başımı kaldırmış anneme bakıyordum. Keşke bana bu tabloyu ilk gösterdiği o ana geri dönebilsek ve hep o anı yaşayabilseydik.”


Alıntılar:



Su damlacıkları yüzümden süzülüyordu.Dün geceden kalan baş ağrımın geçmesini temenni ederken, üzerimdeki tüm kokularda akıp gidiyordu duştan akan suyla. Banyo giderinde biriken su girdap olup ,daireler çizerek gözden kayboluyordu.Tıpkı benim çalkantılarla dolu hayatım gibi.




Elinde kahve fincanlarıyla salona geldi. Kendi fincanını eline aldı ve koltukta ayaklarını altına alıp oturuverdi. Ne kadar da rahattı? Hoşuma gitmişti ne yalan söyleyeyim.

Fiziksel görünüşümle şu hayatta etkileyemeyeceğim hiçbir kadın yoktu şüphesiz. Onlar için yaradılmış bir lütuf olduğumu düşünürdüm kimi zaman. 
Dalgalı açık kumral saçlarımı annemden, zümrüdü andıran yeşil gözlerimi babamdan, ilk adımı ise rahmetli dedemden almıştım. 



Hani kurumuş bir yaprağı avucumuzun içinde buruşturduğumuzda binlerce minik parçaya ayrılıp, toz olup uçar gider ya parmaklarımızın arasından, tüm sıkıntılar; dertler kederle de keşke aynen öyle uçup gitse diye düşünmeden edemez insan.



*Çekiliş 24 Ekim Cuma Günü başlamış olup, 4 Kasım Salı Günü sonlanacaktır.